تبليغاتX
فرياد ياران سهند
Porseş: İslami köktencilik ve politik İslam kavramlarını nasıl yorumluyorsunuz? İkisi arasındaki fark nedir?

sahand: İslami köktencilik ifadesini kullanmıyorum çünkü bunun çağdaş İslam ve İslamcı hareketlerin yanıltıcı bir tasavvurunu sunan kasıtlı bir Sağ kanat yorum olduğuna inanıyorum. Doğru olan politik İslam’ın ortaya çıkmasıdır. Benim düşünceme göre politik İslam çağdaş bir gerici harekettir. Biçimi dışında 19.yüzyıl sonu ve 20.yüzyıl başı İslamcı hareketlerle ilişkisi yoktur. Sosyal içeriği, sosyo-politik ve ekonomik hedefleri açısından bu yeni hareket tamamen çağdaş toplumdan kaynaklanmaktadır. Aynı eski görüngünün yinelenmesi değildir. 60’ların sonu ve 70’lerin başında Müslümanların yaşadığı Ortadoğu ülkelerinde yenilmiş daha doğrusu boşa çıkmış Batı modernleşmesinin sonucu olduğu kadar bu ekonomik, yönetsel ve kültürel modernleşmenin temel uygulayıcısı olan seküler-ulusçu hareketteki gerilemenin sonucudur. Bölgedeki ideolojik ve egemenlik krizi derinleşmişti. Bu politik-ideolojik boşlukta ve yerel burjuvazinin şaşkınlığında İslamcı hareket kapitalizmin yükselişiyle gelişen Sol ve işçi sınıfıyla mücadele etmek amacıyla burjuva iktidarın yeniden örgütlenmesinde Sağ alternatiflerden biri olarak öne çıktı. Hatta İran’daki 1978-79’lardaki gelişmeler olmadan bu hareketler bir şansa sahip olamazlardı ve marjinal kalırlardı. Bu hareket İran’da kendini hükümet olarak örgütledi ve politik İslam’ı bölgede önemli bir güce dönüştürdü.

Benim düşünceme göre politik İslam İslam’ı Solculuğa karşı devlet sistemi ve egemen sınıfın Sağ kanat yeniden yapılanmasında temel bir araç olarak gören ve böylece uluslararası sermaye gücünden pay kapmak için diğer kesimleriyle ve özellikle uluslararası kapitalizmin hegemonik kutuplarıyla rekabet eden hareketi ifade eden genel bir terimdir. Politik İslam zorunlu olarak herhangi bir verili veya tanımlanmış İslam hukukuna ve skolastik içeriğe sahip olmak zorunda değildir. Zorunlu olarak köktenci ve doktriner değildir. Bu politik İslam’ın çeşitli kesimleri Humeyni’nin politik esnekliğini ve ideolojik pragmatizmini İran hükümetinin Sağ kanat kesiminin katı çevrelerini, Özgürlük Hareketi’ni, Mehdi Bazargan’ı ve Amal’ı içerdiği kadar Taliban, Hamas, İslami Cihad ve İran’daki Suroş ve Eşkevari gibilerin “İslam Protestanlığı”ını içerir.

Batı güçleri, medya ve onların akademik dünyası köktencilik kavramını bu İslamcı hareketin terörist ve Batı karşıtı damarlarını Batı yanlısı ve ara bulucu dallarından ayırmak için öne çıkarttı. Batı karşıtı kesimleri köktenci olarak adlandırıyorlar ve köktenciliğe saldırıyorlar. Böylece bölgede şu an için anti-Sosyalist ve Sağ kanat iktidarın yeri doldurulamaz temeli olan politik İslam’ın bütün olarak varlığını koruyabiliyorlar. Bununla birlikte Batı karşıtı akımlar zorunlu olarak bu hareketin fanatik ve katı kanatları değildir. Taliban ve Suudi Arabistan gibi İslamcı kampın en köktenci kesimleri Batı’nın en yakın dostlarıdır.

Porseş: Ne dereceye kadar İslamcıların güç kazanması dine dönüşün göstergesidir? Bu toplumlardaki dine dönüş bireysel ve toplumsal yaşamda dinsel değerlere dönüş müdür?

sahand: Bence bu İslam’ın ideolojik bir sistem olarak canlanışından kaynaklanmamaktadır. Bu ideolojik İslam değildir. Özgül politik denklemlere dayanan politik İslamdır. Açıktır ki politik İslam’ın gücünün artışıyla toplumdaki dinsel görünümleri diriltme baskısı yoğunlaşıyor. Bununla birlikte bu politik bir baskıdır. İnsanlar bazen bu baskılara teslim oluyor. İslam“rönesans”ı bir biçimini Cezayir’de diğer şeklini İran’da alan şiddet ve terörle destekleniyor. Gerçeklik İran’da büyük ölçüde tam tersidir. Politik İslam’ın ve dinci iktidarın ortaya çıkışı inanılmaz bir geri tepkiyi yoğunlaştırmıştır. İran’da politik İslam’ın ortaya çıkışı Ortadoğu’da politik İslam’ın pratik olarak sonunu ilan edecek ve muazzam bir patlama ile dikkatleri kendine çekecek olan, insanların özellikle genç nesillerin zihinlerinde İslam karşıtı ve din karşıtı kültürel devrimin başlangıcı olmuştur.

Porseş: Yuvarlak masa tartışmasında Arvand Abrahimiyan İslam Cumhuriyeti’nin yıkılışının İslamcı hareketin tabutundaki son çivi olmayacağını çünkü diğer eğilimlerin özellikle Şii olmayanların kendilerini bu yenilgiden ayrı tutacaklarını söyledi. Bu çözümlemeye katılıyor musunuz?

sahand: Benim düşünceme göre İran’da İslam Cumhuriyeti’nin yıkılışıyla birlikte İslamcı hareketin Ortadoğu’da ve uluslararası alanda soluğu kesilecek. Sorun İslamcı İran’ın diğerlerinin kendilerini ayırabileceği yenilmiş bir model olması değildir. İslam Cumhuriyeti’nin yenilgisi İran’da gerici İslamcı düşüncenin temellerine dokunacak ve onu sadece itibardan düşürmekle kalmayacak aynı zamanda dünya kamuoyunda kınayacak olan muazzam bir kitlesel seküler yükseliş çerçevesinde gerçekleşecektir. İslam Cumhuriyeti’nin yıkılışı Nazi Almanyası’nın yıkılışıyla karşılaştırılabilecek. Hiçbir faşist kolayca statüsünü ve konumunu sadece bu yıkılan kutuptan kendisini örgütsel ve ideolojik olarak ayrı tutarak koruyamaz. Hareketin bütünü on yıllarca sürecek durgunlukla karşılaşacaktır. İran’da politik İslam’ın yenilgisi İran sınırlarında sona ermeyecektir. İslam karşıtı bir zafer olacaktır.

Porseş: İran gibi ülkelerin “İslam” ülkesi olarak tanımlanmasını kabul etmiyorsunuz. Niçin?

sahand: Her sınıflandırmanın arkasında bir amaç vardır. İslam İran’da yaklaşık bin dört yüz yıldır vardır ve açıktır ki belli şeyler üzerinde iz bırakmıştır. Ancak bu toplumun tasvirinde bu öğelerden sadece birisidir. Aynı şekilde baskı, monarşi, baskı devleti, endüstriyel gerilik, etnisite, dil, yazınsal metinler, tarihsel arka plan, politik tarih, İslam öncesi ritüeller, insanların fiziksel karakteristikleri, boy, görünüş ve renk, uluslararası oluşumlar ve ilişkiler, coğrafya ve hava durumu, beslenme şekli, ülkenin büyüklüğü, nüfus yoğunluğu, ekonomik ilişkiler, politik sistem, şehirleşme düzeyi, mimarlık vb. de toplumun gerçek karakteristiklerini tanımlar. Şimdi eğer birisi İran ve Pakistan, Fransa ve Japonya arasında farklılıklar yaratan yüzlerce faktör arasından bu toplumda yaşamın bazı yönlerinde İslam’ın varlığına işaret ediyorsa ve hepimizi, Daşti, Hidayet ve sizin ve benim gibi din karşıtı bireylerden kendilerini dindar olarak görmeyen ve İslam ve din adamlarıyla ilgilenmeyen büyük çoğunluğu bu markayla etiketliyorsa o halde özel bir amaçı olmalı. İran İslamcı bir toplum değildir; hükümet İslamcıdır. İran’da İslam sadece bugün değil monarşi süresince de dayatılmış bir görüngüdür ve saldırma ve öldürmelerle iktidarda kalmıştır. İran İslamcı bir toplum değildir. Yirmi yıldır İran’ı zorla İslamlaştırmaya çabaladılar ama yapamadılar. Toplumu İslamcı olarak adlandırmak onu İslamcı yapmak için gerici haçlı seferinin bir parçasıdır.

Porseş: Politik İslam’ı Ortadoğu’nun ve Müslümanların yaşadığı Kuzey Afrika ülkelerinin politik yapısında dayanıklı bir güç olarak görüyor musunuz?

sahand: Dayanıklılık göreli bir kavramdır. Sonunda bölgenin İslam’ı geriye iteceği ve modası geçmiş bir görüngüye dönüştüreceği bir zaman gelecektir. İnsanların seyretmesi, araştırma yapması ve hatta izlemesi için hala var olacaksa da, pratikte insanların yaşamının herhangi bir kesiminde yer almayacaktır. Bununla birlikte bu zamanın ne zaman geleceği bütünüyle bu ülkelerdeki politik eğilimlere ve özellikle sosyalizm ve özgürlük için mücadeleye bağlıdır. Yine de birçok neslin bu İslam’a tahammül etmeye zorlanması mümkündür ve kesinlikle bazı akademisyenler ve araştırmacılar İslam’ı ölümsüz göreceklerdir. Ancak Ortadoğu’nun İslamcılığı’nda ölümsüz hiçbir şey yoktur. İlerici hareketler İslamcılık sayfasını kapatabilirler. İslam’ın İran’ını ortadan kaldırma zamanı çok yakında gelebilir. Benim düşünceme göre İran’da İslam Cumhuriyeti ve onunla birlikte politik İslam yok edilme sürecindedir. Eğer İslam ve İslamcılığın politik baskısı yok edilirse o zaman İran gibi bir toplumda İslam’ın kültürel hakimiyeti olarak adlandırılan şeyin sığlığı ve boşluğu çabucak aşikar olacaktır. Birkaç yıl içinde İran politik İslam’ın kalesi olmaktan ona karşı savaşın merkezi ve önderi olacaktır.

Bana göre terörizm bölgede politik İslam’ın varlığını korumak için kullanılan araçlardan biridir. İnsanlığın İslam üzerindeki zaferinden sonra bölgede İslamcı terörizme karşı savaş birkaç yıl daha sürecektir. İslamcı terör gruplarını temizlemek ise daha fazla zaman gerektirecektir.

 

Porseş: Önceki bazı yazılarınızda İslamcı hareketlerin tekrar ortaya çıkmalarını büyük ölçüde Filistin Sorunu ve Arap-İsrail çatışmasına bağlıyordunuz.Yuvarlak masa tartışmasının diğer katılımcıları sizin bu ilişkiye özel vurgunuzu paylaşmıyorlar.

sahand: Bence konuyla ilgili durağan bakış açılarına sahipler. Sorun sadece hangi sorunların ve gerilimlerin İslamcı harekete yol açtığı değildir. Buna rağmen, bu sınırlı çerçeve içinde dahi Arap ulusçuluğu ve sekülerizminin yenik düştüğü Arap-İsrail çatışması, Filistin Sorunu ve etnik-dinsel-emperyalist “düşman”ın varlığı alternatif iktidar olma iddiasında bulunan İslamcı hareketin ortaya çıkmasının ana kaynağıdır. Daha önemli olan soru şudur: Eğer Filistin Sorunu olmasaydı ve İsrail bu özgül coğrafyada yaratılmasaydı 20.yüzyıldaki hakim ideolojik, politik ve kültürel eğilimler Arap ve Müslüman nüfusun bulunduğu Ortadoğu’yu hangi yöne iterdi? Bu bölge ne ölçüde, örneğin Latin Amerika ve Güneydoğu Asya gibi, “Batı” dünya düzenine entegre olma fırsatına sahip olacaktı? Ne ölçüde kapitalizm, teknoloji, sanayi ve Batı sermayesi Ortadoğu’da bütün yönetsel ve kültürel dengeleyici ve asimile edici gücüyle gelişecekti? Hangi düzeyde İslam diğer 20. yüzyıl dinleri gibi dünya kapitalizminin politik üstyapısında resmi düzeyde tanınmış, modernleşmiş, ılımlılaşmış ve kontrol altına alınmış bir akım olabilirdi? Sorun Filistin Sorunu ve süren çatışmanın yeni politik İslam’ı doğurup doğurmadığı (bunda önemli payı olduğunu düşünmeme rağmen) değil fakat daha çok bu çatışmanın ne boyutta Müslümanları ve Müslüman nüfusun bulunduğu ülkelerin 20.yüzyılın ana akımına ve dünya kapitalist sistemine entegre olmasını engellediğidir. Hangi boyutta bu ülkelerde ekonomik gelişme, teknoloji transferi, hakim Batı kültürüne entegrasyon, kapitalist sivil toplumun temellerinin gelişimi, Batı tipi politik ve yönetsel kurumların ve Batı entelektüel ve kültürel düşünce eğilimlerinin (sekülerizm, modernizm, liberalizm dahil) gelişmesi Filistin Sorunu tarafından engellendi?

İslam’la yönetilen ülkelerde modernleşme, sekülerleşme ve Batılılaşma süreci 20. yüzyılın başında başlamış ve 1960’lara kadar çok sayıda sonuç da elde etmişti. Buna rağmen Batı Soğuk Savaş süresince temel global kutuplaşmayı yansıtan bölgesel bir çatışma olan Filistin Sorunu ve İsrail’le stratejik ittifakı nedeniyle Ortadoğu toplumunun Batı kapitalist kampına entegrasyonunu olanaksız ve başarılamaz gördü. Şimdi dinci gericiliğe karşı gerçek meydan okuma sadece Sosyalizm’den gelebilir. Ancak tarihsel olarak militan politik İslam’ın ortaya çıkışı bu ülkelerde İslamcılığı teorik olarak sindirebilecek ve hatta sindirmek üzere olan burjuva ulusçuluğunun, sekülerizminin ve modernizminin yenilgisinin sonucudur. “İslam Protestanlığı”ndan söz edilmemesine rağmen, bu süreç en azından İslam’ı bu ülkelerde İrlanda’daki Katoliklik ile aynı konuma yerleştirmişti. Bununla birlikte bu burjuva zaferin koşulu kapitalist ve endüstriyel gelişme ve Soğuk Savaş koşullarında Arap-İsrail çatışmasından dolayı Batı’nın gerçekleştirmekte isteksiz olduğu teknoloji ve sermaye transferiydi. İsrail’in yaratılmasından beri Ortadoğu ve halkları Batı’nın politik kültüründe şeytan olarak algılandı. Batı’nın politik kültüründe ana olumsuz kişiliklerdendiler. Batı için Ortadoğu Latin Amerika ve Güneydoğu Asya gibi değildir. Girilmesi yasak bölgedir. Kararsız, riskli, güvenilmez ve düşmancadır. Politik İslam bu kara delikte ortaya çıktı. İsrail sorunu olmasaydı, Mısır, İran, Suudi Arabistan ve Irak’ın sorunları Brezilya, Meksika ve Peru’nunkiler gibi olacaktı. Politik İslam elbette bu ülkelerde hala var olacaktı ancak önemi azalmış ve sekter bir hareket olarak kalacaktı ve politikanın merkez sahnesine giremeyecekti.

Porseş: Sekülerizmi nasıl tanımlıyorsunuz? Seküler bir sistemde dinin ve dinsel hareketlerin politik ve kültürel arenada ifade sınırları nedir?

sahand: Sekülerizm günlük kullanımda alışılageldiği gibi tanımlanmalıdır. Çok fazla radikalizm atfetmeden. Sekülerizm dinin devlet ve eğitimden ayrılması, vatandaşın kimliğinden ve hakları ve sorumluluklarının tanımından ayrılmasıdır. Dini özel bir mesele haline getirmektir. Kişinin dininin sosyal ve politik kimliğini tanımlamada ve devlet ve bürokrasiyle ilişkisinde resme girmemesidir. Bu bakışa göre sekülerizm minimum zorunlulukların toplamıdır. Örneğin ben din ve toplumdaki yeriyle ilgili bütün bakışımı bu kavram içine yerleştiremem. Ben sadece sekülerizm istemiyorum, ayrıca toplumun dine karşı bilinçli mücadelesini de istiyorum. Aynı şekilde toplumun kaynaklarının bir kısmının malarya ve kolerayla mücadelede kullanılması ve kadın düşmanlığına, ırkçılığa ve çocukların kötüye kullanılmasına karşı bilinçli politikaların uygulanmasında olduğu gibi bir kısım kaynaklar ve enerji dinsizleştirmeye ayrılmalıdır. Din derken elbette din makinesini ve tanımlanmış dinleri kastediyorum yoksa dinsel düşünce ve hatta eski veya varolan dinlere inanmayı değil. Din karşıtı birisiyim ve toplumun örgütlü din ve “din endüstrisi”ne sekülerizmin ötesinde daha fazla sınırlamalar getirmesini istiyorum. Eğer yasalar dinleri özel kuruluşlar veya kar eden şirketler olarak kayıt altına alırsa ve bunlar vergi öderlerse, teftiş edilirlerse, çalışma yasaları, çocuk hakları, cinsel ayrımcılığın, iftira ve küçük düşürme ve suça teşviğin yasaklanmasıyla ilgili olduğu kadar hayvanları koruyucu vb. yasalar dahil çeşitli yasalara uyarlarsa ve “din endüstrisi”ne “tütün endüstrisi” gibi davranılırsa ancak o zaman din ve onun toplumda ifade edilmesinin yasal boyutu hakkında ilkeli bir konuma yaklaşmış oluruz.

Porseş: Belki fark dinsizleştirmenin bir dinin izleyicilerinin baskı altına alınması olarak kabul edilebileceği veya yorumlanabileceğidir. Bu aktif din karşıtı konum ile düşünce ve ifade özgürlüğünün ihlal edilmesi arasındaki sınır nasıl çizilebilir?

sahand: Daha önce ifade ettiğim gibi, örgütlü din ve “din endüstrisi”nden bahsediyorum. Dini inançlardan değil.Herkes bir inanca sahip olabilir, bunları yayabilir ve bunun etrafında örgütlenebilir. Sorun toplumun kendisini korumak için hangi düzenlemeleri koyacağıdır. Bugün toplum çocukları tütün endüstrisinin reklamlarından korumaya çalışıyor. Din endüstrisinin reklamlarına da aynı şekilde muamele edilmeli. Sigara içenler bütün haklara sahipler ve tütünün yararlarını reklam etmek için herhangi bir birlik ve kurum oluşturabilir ve bütün içicileri birleştirebilirler. Ancak bu tütün endüstrisine yeşil ışık yakmak anlamına gelmez. İslam makinesi ve diğer ana dinler (Hristiyanlık, Yahudilik, Hinduizm, vb.) belli fikirlere inananların gönüllü toplulukları değildir. Bunlar hiçbir zaman düzenli olarak incelenmemiş, toplumdaki seküler yasalara bağımlı kılınmamış ve davranışları için sorumluluk kabul etmeyen dev politik ve finansal kurumlardır. Hiç kimse dünyanın bütün ülkelerinde cinayete teşvik suç olmasına rağmen Bay Humeyni’yi Salman Rüşdi için çıkardığı ölüm fetvasından dolayı mahkemeye çıkarmadı ve bu, cinayet, sakat bırakma, gözdağı verme, kaçırma, işkence, ve çocukları kötüye kullanma ağının küçük bir köşesidir. Bence Medelin uyuşturucu kartelleri (Eskobar), Çin gizli suç şebekesi ve İtalyan (ve Amerikan) mafyası örgütlü dinle karşılaştırıldığında hiçbir şeydir. Bu girişimlere ve kurumlara karşı açık ve özgür bir toplum tarafından yasal ve örgütlü bir mücadeleden bahsediyorum. Aynı zamanda herhangi bir şeye inanmaya hatta en gerici ve insanlık dışı doktrinlere inanmaya bireyin inkar edilemez hakkı olarak saygı duyarım.

Porseş: Ortadoğu’da İslam’dan etkilenmiş ülkelerde sekülerizm ve dinsizleştirme için ne kadar temel vardır? Ne dereceye kadar sekülerizm bu toplumlarda geliştirilebilir? Ervand Abrahamiyan seküler olurken aynı zamanda İslamcı kalınabileceği olasılığından bahsediyor. Bu toplumlardaki sekülerizmin kaynağı hangi hareketlerdir ve başarı şansları nedir?

sahand: Bence Sol’un entelektüel tükenmişliği ve 70’lerin ortasından itibaren radikal ve eleştirel düşünce ve sosyal idealizmin aldığı darbeler birçok Sol ve iyi niyetli entelektüellerin de temel insan idealleri için düş kırıklığı yaratıcı taktik, aşamacı ve evrimci mücadele hastalığına yakalanmasına yol açtı. 100 yıl önce avant-garde insanlık insan özgürlüğünün papazlar, dinin ılımlılaşması ve kilise içinde yeni yorumların ortaya çıkmasıyla gerçekleşeceği önermesine gülerdi. Bugün, ne yazık ki, “profesyonel aydınlar” ve akademisyenler İranlı kadınının sekülerizmi resmi olarak onaylanmış örtü renklerine siyahın daha açık tonlarının eklenmesi olarak anlamasını tavsiye etmekte. Benim fikrime göre bu, toplumdaki devrim ve değişim dinamiklerini dikkate almamakta. Şimdiye kadar dünya devrimlerle- düşünce, teknik ve sosyal ilişkilerde geniş çaplı ve hızlı dönüşümlerle ilerlemiştir.

Benim düşünceme göre ütopik ve mümkün olmayan İslam’ın ılımlılaşması ve İslamcı rejimlerin aşamalı olarak seküler hükümetlere dönüşümüdür ve gerçek ve mümkün olan ve İran durumunda şimdi kaçınılmaz olan var olan hükümetlere ve İslam’ın bütün farklı okuma ve yorumlarına karşı kitlesel din karşıtı kalkışmayla sekülerizmin gerçekleştirilmesidir.

Porseş: Hangi toplumsal güç veya hareketler Ortadoğu’da sekülerizmin habercileridir?

sahand: Bu normal olarak 20. yüzyılda yeni ortaya çıkmış olan kapitalizmin ve burjuva hareketlerin, liberalizmin, ulusçuluğun, modernizmin ve Batılılaşmanın, tarihsel görevi olmalıydı. Bir dönem için her ne kadar yavaş, yeteri kadar çaba harcanmadan ve kısmi olsa da bu sürecin ilerlediği düşünüldü. Bununla birlikte 70’lerin ortalarında bu hareketlerin nefesi kesildi. Batılılaşma projesi başarısızlığa uğradı ve politik kriz derinleşti. Ortadoğu’daki bağımsızlık hareketleri çoğu durumda Batı yanlısı hükümetler kuramadılar. Kraliyet hanedanlarının yıkılışı temel olarak Doğu-Batı mücadelesi çerçevesinde Sovyet etkisi altına giren askeri hükümetlerin ortaya çıkmasına yol açtı. Ortadoğu’da kapitalizm ve sanayi genel olarak baskıcı ulusçu hükümetler yoluyla yayıldı. Hiçbir zaman burjuva sivil toplum oluşmadı. Ortadoğu’da burjuva liberalizmi ve modernizmi hiçbir zaman önemli hareketler olamadılar. Batı yanlısı veya Sovyet yanlısı hakim ulusçuluk genellikle İslam’la politik koalisyon içinde kaldı.

Kapitalist gelişmenin entelektüel, politik ve yönetsel ürünü olarak sekülerizm Ortadoğu’da ortaya çıkmadı. Benim fikrime göre bölge burjuvazisi herhangi bir sekülerist gündeme sahip değil ve bu düşünce yönünde harekete geçme yeteneğinden de yoksundur. Bundan dolayı seküler bir sistemin kurulması Sosyalist ve işçilerin hareketlerinin görevidir ve benim düşünceme göre bölgede Sol’un zaferi, en azından İran’da hemen gerçekleşecek bir zafer bunu fiili ve gerçekçi bir olasılık haline getirecektir. İnsanlar seküler bir sistem istiyor ve Sağ’da sekülerist bir kampın yokluğunda dinci iktidara karşı kökten bir mücadele için hazır olan Komünist Sol’un bayrağının etrafında toplanacaklardır.

Porseş: Ne dereceye kadar bu ülkelerde sekülerizmi uygulamak mümkündür?

sahand: Çeşitli kesimleri arasında yüksek derecede iletişimin olduğu bugünün dünyasında böyle geniş bir bölgede İslami üstyapıyı korumak mümkün değildir. Ortadoğu’da sekülarizmin ortaya çıkışını durdurmak mümkün değildir. Benim düşünceme göre sekülerizm sadece gerçekleştirilebilir değil ayrıca İran, Afganistan ve Cezayir deneyimlerinden sonra bölge halkının da bir ihtiyacı ve talebidir. Sorun hala temel olarak Filistin sorunudur. Bu mücadele İsrail’in kendisinde gerici dinci kesimleri güçlendiriyor ve onlara halkın kültür ve inançlarındaki önemsiz fiili ağırlıklarıyla orantısız biçimde güç veriyor. Ayrıca karşıt kampta politik İslam’ın ve İslami kimliğin ömrünün uzamasına katkıda bulunuyor. Ne kadar kısa zamanda bağımsız Filistin devleti kurulur o kadar çabuk İslam ve İslamcılık bölgeden temizlenir

+ نوشته شده توسط سهند در یکشنبه پنجم اسفند 1386 و ساعت 19:54 |
Öncelikle İran’ın Müslüman bir toplum olduğunu söyleyen veya kimi toplumu İslami diye tanımlayanların tanımlarına dikkatle baktığımızda bunların hangi gereksinimleri karşıladıklarını anlayabiliriz. Batı’daki İran toplumunun imgesi İslam’a inanan, gereklerine uyan ve bunları yerine getiren bir halkın imgesidir. Namazlarını kılar, oruçlarını tutarlar, inançları da dini kitaplarına veya dini yetkelere dayanmaktadır. İran toplumunun yurttaşı gerçekten Humeyni’nin izleyicis, biri başı açık sokağa çıksa alınan, Batı müziğini sevmeyen, alkollü içecek içmeyen, domuz eti yemeyen vs. bir kişi olarak algılanıyor.
 

Ancak hepimiz bu anlamda İran toplumunun Müslüman bir toplum olmadığını biliyoruz. Bu, Batı’nın kendi yurttaşının doğrudan algı alanı içinde olmayan, yurttaşının bağımsız, nesnel biçimde tartamayacağı Batı’nın yarattığı tipik ve basmakalıp bir imgedir. İslam dini İran’da Hristiyanlığın İrlanda veya İtalya’da olduğu gibi kimi kişilerin düşüncelerinde ve edimlerinde etkili olduğu kesindir. Bu dinsel kültür, bu kaç bin yıllık dinsel, kültürel karabasan kesinlikle kişilerin davranışı, inançları, birbirlerine bakışları üstüne bile bir ağırlık gibi çöküyordur, bundan kimsenin kuşkusu yoktur. Ancak bu, sekülarist olmalarına karşın, İtalya, İrlanda ve Fransa için de doğrudur. Birileri size bunların Hristiyan olduklarını söyleyebilir, kesin olarak da bir Fransız size Fransa’nın Hristiyan bir toplum olmadığını ancak Hristiyanlığın geçmişlerinin bir parçası olduğunu, üzerlerinde ağırlık gibi çöktüğünü söyleyecektir. Bu anlamda İran’da doğal olarak İslam’ın ağırlığı söz konusudur. Örneğin siz İranlı aydınların, yazarların, şairlerin yapıtlarını okuduğunuzda kadın imgesi olarak karşılaştığınız şeyde İslam’dan devralınan mirası görürsünüz. Bütün kültür içinde yayılmış olan mutluluk ve hüzün, ölümden kaynaklanan baş dönmesi, çaresizlik, özveri ve şehitlik imgelerinin hepsinde İslam’ın damarları bulunur. Ancak Batı’da Müslüman toplumudan söz edildiğinde söylenmeye çalışılan İslami kuralların kişiler tarafından içselleştirildiği ve kendi içlerinden kaynaklandığı bir toplumun resmi çizilir. Oysa bizim tartışmamız İslam’ın siyasal bir süreç içinde tutsak evleri, öldürmeler, tutklamalar, Hizbullah sürüleriyle Sarullah Muhafızlarının saldırılarıyla insanlara dayatıldığı biçimindedir. İran Müslüman bir toplum değildir, çünkü bunlar gelmeden önce böyle değildi. Bunlar geldiklerinden beri de insanlar bunlar karşısında kendilerini savunuyorlar. Bir demir çubuğu eğmeye çalıştığınızı düşünün. Eğiyorsunuz ancak elinizi çeker çekmez ilk durumuna geri dönüyor. Bu çubuğun olağan durumu eğik değildir, olağan biçimi düz olmasıdır, dolayısıyla eğdiğinizde yaylanıp ilk biçimine geri dönüyor. Birileri yirmi yıllık katliam ile, zorla, onlarca radyo televizyon yoluyla propagandayla kadınların başını örtmeye çalışıyorsa ancak asit, bıçak ve silahı kısa bir süreliğine bir yana bırakır bırakmaz baş örtüsü bir yana atılıyorsa, artık bu toplumdaki kadınların İslami kuralları istemediklerini anlamalıdır. 60 milyon arasında kesin olarak yüz bin kişi kabul eder, bunu yaymaya bile çalışır. Ancak milyonluk ölçekte o ülkenin insanları baş örtüsünü istemiyor ve kendi özlerinin, kültürlerinin bir parçası olarak görmüyorlardır.

 

İran halkının dinlediği müzik bunların resmen izin verdiği veya belli dengelerle elde edilmiş alanlardaki müzik değil Micheal Jackson, Maddona ve diğer Batılı pop şarkıcılardır. Guguş, bu ülkenin tarihinde, Humeyni’den çok daha sevilen bir kişiydi. Bira üretimi ve tüketimi bu ülkede namaz mührü, tesbih ve seccade üretiminden her zaman daha fazlaydı ve bu halk aynı halk. Benim ve sizin gibi birileri orada yaşamışsa ve İran’ı medya üzerinden tanımak istemezse bu ülkenin Müslüman bir ülke olmadığını, ruhunda ve yüreğinde Batı toplumlarına benzemeyi çok istediğini anlayabilir. Şimdilerde bile bir İranlı yurt dışına adımını atar atmaz birçok ülkenin yurttaşından yeni ülkeye çok daha çabuk uyum sağlar, güncel davranışı Batı insanına benzer. Erillik, namusçuluk, taassüp, Doğulu erkek şovenizmi her ne kadar İranlılar arasında güçlüyse de İslam karabasanının ciddi biçimde etkisi altında olan ülke yurttaşlarınkinden daha çabuk biçimde erozyona uğramakta.

 

İran, kesin olarak, ne Batılı oryantalistlerin tanımlamalarına göre, ne Batı medyasının ne İran’ın yönetiminin tanımlamalarına göre Müslüman bir toplum değildir. İran aydınlığa, uygarlığa susamış bir toplumdur, dünyaya Yirminci Yüz yıl Batı kültürü gözlükleriyle bakmaya çalışmaktadır. Bilime inanıyor, bizden iki kuşak önce başı açık geziyordu. Batı sineması ve müziği bu kültürün her zaman bir parçası olmuştur, Batı’nın tanınan simaları bu toplumun da her zaman ünlüleri arasında yeralmıştır. Batı’ya benzemek ister su şebekelerini kurmakta olsun ister şehircilikte, ister üniversite kurmakta, bilimde ve sanatta her zaman olumluluk olarak değerlendirilirdi. Bu da eleştirilerbilir, ben bu tartışmaya girmek istemiyorum ancak İran toplumu Batı’yı varılması gereken bir örnek olarak önüne koymuştur, tam da bu anlamda İslam Cumhuriyeti bu insanlarla baş edemez. İslam Cumhuriyeti yönetimi altında doğmuş olan kuşakların bu yönetimle düşmanlıkları sizden ve benden bile daha fazladır.

 

İran Müslüman bir toplum değildir ve İslamiyet’i kabul etmiyor, ancak hala İslam karşıtı güçlü bir harekete, bu toplumun tarihsel bir kazanımına dönüşen İslam karşıtı güçlü siyasal ve düşünsel harekete sahip değiliz. Örneğin 1999 yılında toplumun köhnemiş mirasıyla, İslam’la, sorununu çözecek harekete sahip değiliz, bu da bu ülkenin önemli sorunlarından biridir.Geçmişte Avrupa dinle savaş merkeziydi, sonunda din kişilerin özel sorununa dönüştü. Şimdi öyle görünüyor ki İran’da da özel olarak İslam’a genel olarak da dine karşı bir hareket oluşmaktadır, acaba bu durumu Avrupa’da gerçekleşen din karşıtı hareketle karşılaştırmak olanaklı mı? Bir başka soru da şu: İslam’ı utangaç biçimde savunan hareketlerin propaganda etkinliklerinin dayanaklarından biri de İslam’ı iyi ve kötü İslam olarak ayırmaları, kötü İslam’a karşı iyi İslam’ı savunma gerekliliğidir. İslam’ın kurtarıcı olabileceğini savunuyor genelde kurtuluş tanrıbilimi gibi kavramları tartışmalarına sokuyorlar, sizin bu siyasal harekete ilişkin değerlendirmeniz nedir? İlk sozrunuza yanıtımı daha önce de dile getirdim, halk kitleleri arasında İslam karşıtı bir nefretin ve İslam karşıtı bir kültürel hareketin oluşmasına tanık olmaktayız.Özelde bu dinin genelde ise dinciliğin temellerini deşifre etmek ve bu konudaki düşünsel mücadeleye ilişkili olduğu ölçüde özgürlükçü bir insan için din toplumdaki lumpenciliğin bir parçasıdır, dincilik ve külhanbeylik aynı aileye mensuplar, ikisi de tasfiye edilmelidir. Bu mücadele bugün sürüyorsa bizim gibi komünistlerin etkisiyledir, hem de siyasal bir örgütün çerçevesindeki komünistlerin. Ulusal çapta toplum düzeyinde aydınlanmacı aydınlardan oluşan, dinim yoktur, ateistim diye haykıran bir hareket yoktur. Oysa Avrupa, Kilise azametinin önünde durup sözlerini söyleyen düşünsel devlerle doluydu. Bilimsel, felsefi, toplumsal düzeyde bu hurafeleri eleştirdiler, bir çoğu da bunun karşılığını ödediler. Bizim toplumumuzun düşün kişileri arasında böyle tinsel, siyasal, düşünsel cesaret bulunmamaktadır. Günümüzde “eleştirel düşünür” Hatemi’nin dostlarına verilen addır. Öyleyse bu savaşımı kesin bir sonuca ulaştırmak belki de İran işçi sınıfının ve Komünist-İşçi Partisi’nin ellerinden öpmektedir. Bence İran’da sürmekte olan savaşım bizim gibi partilerin ve işçi sosyalizmi gibi hareketlerin ortaya çıkmasına neden olursa ve bu hareket karşısına dikilecek bütün engellere karşın kendi ayakları üzerinde durabilirse uzun erimde dinin kökü kurutulabilir. Ancak sadece İslam Cumhuriyeti’nin gitmesiyle yetinilirse, yalnızca ona parlemento veya sivil haklar eklenmek noktasında durulursa bence insanlar hakkettiklerine ulaşamamışlardır.

 
 

Kurtuluş tanrıbilimine gelince, bu Tudeh Partisi’nin mirasıdır. Bunların hiç biri insanların yüreğinin derinliklerinden kaynaklanan samimi, gerçek düşünceler değildir. Kurtuluş tanrıbilimi diyen kişinin kendisi o kurtuluş tanrıbilimcisiyle birlikte yaşamak istemez, o partiye katılmak istemez. Bu hep bir taktik sorunudur, hep politikadır, baskıya karşı geniş bir cephe oluşturabilmek için mollalar arasında onlara yardım edebilecek bir fraksiyon bulmak istiyorlar hep. Bu Tudehist bir düşünce biçimidir. Düşüncesini söylemek yerine sürekli politik manevra ve oyunbozancılık peşindedir. Kurtuluş tanrıbilimi Latin Amerika diktatörlüklerine karşı konuşan Hristiyan mollaların adıdır, kurtuluş tanrıbilimi bu hareketin adıdır. Ancak hiç bir tanrıbilim tanımı gereği kurtarıcı değildir, tanrıbilim kurtuluşun karşı kutbudur, tanrıbilim insanın gözlerinin, kulaklarının kapanmasıdır, bağımsız düşünmesinin önlenmesidir, onu alıp bilinmeyen bir yaratıcıya havele etmektir. Bu anlamda kurtuluş tanrıbilimi saçmalıktır. Özgürlükçü faşist demek gibi kendi kendisiyle çelişmektedir. Tanrıbilim kurtarıcı olamaz, ister Hristiyan, Budist olsun ister Müslüman. On dokuzuncu Yüzyıl aydını için kurtuluş herşeyden önce dinin pençesinden kurtulmak demekti. Onlarca, yüzlece yıl için aydın için kurtuluş dayatılmış dinsel düşüncelerden kurtulmak demekti. Şimdi ise tanrıbilim kurtarıcı mı olmuş? Niçin? Çünkü Doğu Bloku adında bir blok Batı toplumunun bir kısmını kendine daha iyi bakmasını sağlaması gerekiyordu, kendisine taktiksel yandaş bulmak zorundaydı. Taleqani bey “devrim safının üyesi” oluyordu, şimdi ise Hatemi oluyor, Kolombiya veya Boliviya’daki falanca keşiş oluyor. Oysa gerçekte bu ülkelerin kurtuluşu, bu ülke insanlarının kurtuluşu her türden tanrıbilimden kurtuluştur. Ben bunu kabul edemem, bence bunları söyleyenler her şeyden çok Tudehist ve Stalinist yetiştiriliş biçimlerini gösteriyorlardır yoksa kendi düşüncelerini değil. Kuratarıcı tanrıbilim diyen kişi gidip bu tanrıbilim yönetimi altında olan bir ülkede yaşamak istemez, gidip Fransa’da veya İngiltere’de yaşamaya tercih eder, ancak Boliviya halkı için kurtuluş tanrıbilimiyle işbirliği yapmak için reçete yazmaktan da vaz geçmez! Bence bu iki yüzlüce ve gayri samimi bir tutumdur. Kimileri İslam modernleşebilir diyorlar, İslam’ın modernizasyonunu istiyorlar. Bu sorun sol hareketin bir kısmında da yankılanmıştır, onlar da böyle bir şey istemektedirler. Sizin bu hareket ve bu alış veriş konusundaki düşünceleriniz nelerdir?İslam’ı modernleştirmek isteyen kişi evinin garajında bakırı altına dönüştürecek yöntemi bulmaya çalışan unutkan dahiye benzer! İslam’ın modernizasyonu iyi birşey mi? İlk soru şu: Niçin İslam modernleşsin, bu işte ısrarınız neden? Biri kölecilik de insanileşebilir derse ben de niçin köleciliği insanileştirmeye çalışıyorsunuz diye sorarım. Yoksa insancı, modern düşünce kıtlığıyla mı karşılaştınız? Modern İslam’dan konuşan kişiden şunu sormalı: Sen kendin sözünü ettiğin o modern Müslümanlardan mısın? Değilsen ne diye baskı ve geri kalmışlık canavarının yeni biçimlerde yaşamasına izin verecek yollar arıyorsun? Diyelim İslam modernleşebilir. Ne diye modernleşmesine yardım edeceksiniz? Bırakın da olduğu gibi kalsın, sonra da dükkanını kapatıp çekip gitsin. Ayrıca İslam modernleşebilir diyenin modern tanımı oldukça dardır. Her halde İslam kadına diz altı etek giyip okula gitme izni verirse veya kadına yargıç olma olanağı verirse, tabii cinsel isteklerinden söz etmemek koşuluyla, artık modernleşmiştir. Bu kabul edilemezdir.

 

Benim modern diye nitelediğim şeyde -bu sözcüğün kendisi de görecelidir- içinde yaşamak istediğim toplumda, hakkettiğimiz modernizmde İslam’a yer yoktur. İslam gitmelidir. Kimilerinin faşizme inanmaları gibi, kimilerinin de şiddetle ataerkiye inanmaları gibi kimileri de İslam’a inanmaktadır. Ben bunlardan biri değilim, kanımca İslam’ın karnesi onu kurtarmaya kalkışmak istetmeyecek ölçüde kötüdür. Bence İslam modernleşebilir diyen kişi dinsel yaşamını sürdürmek isteyen ve dinini korumak isteyen bir Müslümandır. Kendisi Müslüman olmayan kişinin İslam’ı modernleştirmek istemesinin anlamı kendi devrimine taktik yandaş bulmanın ötesinde anlaşılabilir değildir

+ نوشته شده توسط سهند در یکشنبه پنجم اسفند 1386 و ساعت 18:59 |
Günümüzün iki gerici düşman kutbu olan Amerika ve Batı devletlerinin militarizmiyle siyasal İslam kampı ve terörist İslamcı gruplar arasında dünyanın insancı ve barışsever çoğunluğuna egemen olan atmosfer korku ve tedirginlik havasıdır, çaresizlik atmosferidir. Her kes durumun daha da kötüleşmesinden korkmakta: Cinayet ve terör yarışının hızlanması, Afganistan suçsuz halkının yüzbinlercesinin yurtsuzlaşması ve yaşamını yitirmesi, Batı’da kimyasal ve biyolojik saldırılar, Pakistan’da siyasal patlama, “cep” ve “dizüstü” nükleer bombaların siyasal serüvencilerin, dini fanatiklerin ve uluslararası suçluların ellerine düşemesi, “Amerika’nın Yeni Savaşı” ve uluslararsı kan dökmekte yalnızca Amerika’nın başarabildiği ve başarabileceği ölçükte yeni bir döneme girmek. Dünyanın onurlu insanlarının itirazları ve sloganları genel olarak var olan durumu korumaya ve eski dengelere geri dönmeye yöneliktir. Bu daha iyi bir gelecek umudu olmayan insanlıktır. En iyi durumda sükunet çağrısı yapar. Bombadan, savaştan ve şiddetten kaçınır. İlkel, safdil ve boyun eğmiş görünümüne karşın savaş meydanına inmiş siyasal İslam ve Amerikan militarizmi canavarlarının insanlık karşıtı kapasitelerini bilen ve ne olursa olsun sonraki felaketlerden kaçınmaya çalışan insanlık. Bu çekişmeye karşı alanlara inen güçlerin geniş yelpazesinin içinde ve Avrupa’da, 10 Eylül’e kadar “Dünya Devrimi”inden daha azına rıza göstermeyen marjinal sol gruplarının artıkları arasında barışçılık, gelişmekte olan süreci frenlemek, var olan durumu korumak ve 11 Eylül öncesinde var olan dengeyi geri getirmek egemen siyasete dönüşmüştür. Direniş hareketine egemen olan politika pasifizmdir. Ancak bu oldukça zaralı bir siyasettir zira sonraki felaketleri önlemediği gibi gerçekleşmelerini güvence altına alıyor.
 

Pasisfist siyaset ve bu karşılaşmanın askeri ve silahlı yönüne ve dünyanın başına gelebilecek fiziki şiddete gözlerini dikmek insanları siyasal felçe uğratabilir. Bu terörist yarışın ve bizim için öngörülmekte olan patlama, yıkım ve toplu öldürmeler dalgasının önünün kesilmesinin koşulu gerek Avrupa ve Amerika’da gerek Ortadoğu’da ve sözümona Üçüncü Dünya ülkelerinde geniş halk kitlelerinin bu olayların arkasında sürmekte olan siyasal süreçlere müdahale etmeleridir. Bu etkin ve pozitif bir gündeme dayanan bir müdahale olmalıdır. Böyle bir durumda gelecekteki ufuk karanlık olmakla yükümlü değildir.

 

Bu siyasal süreçleri ve gerçekleri savaş propagandası yıkıntılarının altından çıkarmamız gerek.

 

Resmi propagandanın arkasında: Terörizm ve siyasal İslam

 
Hiç kimsenin, Amerikan ordusunda bile, 11 Eylül cinayetinin Afganistan’da bulunan Amerika ve Amerikan “yaşam tarzı” ve “demokrasi”yle kişisel ve kör bir düşmanlığı olan Usame Bin Ladin adında bir kişiden emir alan fanatik bir grubun işi olduğunu düşündüğünü sanmıyorum. Batı medyası ısrarla bu hareketin “Müslümanların işi” olmadığını, “Kuran’daki öğretilerden” kaynaklanmadığını dile getiriyor. Eski tüfek jurnalistler elden geldikçe Filistin-İsrail sorununun gündeme girmemesi için çabalıyorlar. Filistin sorununu nasıl olursa olsun bu terörist saldırıya bağlamanın bu eylemin Batı’da ilgiyi Filistin sorununa çekmekte başarılı olduğunu teslim etmek anlamına geldiğini belirtiyorlar. Bu yüzden siyasal İslam ve İsrail yerine bizi Bin Ladin ve Afganistan’a yöneltiyorlar. Amerika’nın Afganistan’da Taliban’la savaşı bölgede ve dünyada uzun erimli sonuçları olacak önemli bir olaydır. Bu savaş kaçınılmaz olarak siyasal İslam’ın yazgısını, Filistin sorununu bile etkileyecektir. Ancak 11 Eylül’ü gerçekleştirenleri bulup cezalandırmayla bir ilgisi bulunmadığı gibi Batı’ya karşı terörist saldırıları önemli ölçüde artıracaktır (buna daha sonra döneceğim).
 

İslamcı teörizm bizim dönemimizin bir gerçeğidir. Bu terörizm siyasal İslam’ın strtatejisinin ana dayanaklarından biridir. Siyasal İslam, İsrail’in ve Batı’nın Arapça konuşan halklara, özellikle Filistin halkına uyguladıkları tarihsel baskıdan beslenen, bölgede ve şu an dünya çapında gerici bir harekettir. Filistin halkının yurtsuzluğu ve İsrail devletiyle Batılı yandaşlarının Filistin halkına baskıları Ortadoğu’da Batı’ya ve Amerika’ya karşı nefretin ana kaynaklarından biridir. Daha önemlisi, Filistin sorununun varlığı ve Amerika ile Batı’nın ister Soğuk Savaş döneminde olsun ister Soğuk Savaş sonrasında sürekli olarak Araplara karşı İsrail’i desteklemeleri Batı ile Ortadoğu halkları arasında büyük bir ekonomik, kültürel ve psikolojik uçurumun oluşmasına neden olmuştur. Ancak bir hareket olarak siyasal İslam’ın bu rahatsızlıktan ve uçurumdan kendisine sermaye oluşturup Ortadoğu toplumlarının kıyısından (marjinlerinden) siyasal erk mücadelesi alanına adım atmak olanağı bulması doğrudan doğruya Batı’nın ve Amerika’nın ürünüdür. Bu genişlikte bir suç şebekesi hareketi olarak siyasal İslam Amerika ve Batı tarafından yaratılmıştır. Bu canavarları kendileri yaratıp bölge halkının, günümüzdeyse tüm dünya insanlarının üzerine saldılar. Siyasal İslam Batı’nın Sovyetler’e karşı soğuk savaşta, bölgenin tüm ülkelerinde sol ve işçi hareketlerini ve devrimlerini bastırmasının, aygıtıydı. Bu, Ortadoğu’daki nasyonalist yönetimlerin çıkmaza girmesinden sonra solun güçlenmesine karşı ortaya çıkardıkları aygıttır. Filistin sorunu ve Ortadoğu’daki İslamcı yönetimler İslamcı terörizmin temelleridirler ve İslamcı terörizme karşı her türden etkin ve insancıl hareket buradan başlamalıdır:

 

1. Filistin sorununun çözümü. Bu tarihsel güçlüğün üstesinden gelinmelidir. Filistin halkı kendi bağımsız ülkesine kavuşmalıdır. Amerika ve Batı devletlerini tek taraflı olarak İsrail'i desteklemekten vaz geçmeye zorlamak gerek. Bu devletler İsrail’i barışa ve Filistin’in bağımsızlığını tanımaya mecbur etmelidirler. Filistin sorununun çözümü siyasal İslam ve İslamcı terörizme karşı mücadelenin en önemli dayanağıdır ve şimdiki duruma ilişkin ilerici ve etkin bir gündemin ana ögelerinden biridir.

 

2. Batı İslamcı ve gerici devletlere ve Ortadoğu’daki İslamcı hareketin partilerine sağladığı gerici destekten vazgeçmelidir. Batı desteği olmaksızın İran’daki İslamcı yönetim iş başına gelemezdi ve iş başında kalamaz. Batı desteği olmaksızın Arabistan’daki ve irili ufaklı emirliklerdeki kölemen yönetimler ve çeşitli şeyhlikler ayakta kalamaz. Batı desteği olmadan yalnızca Taliban değil, onlardan önce Müslüman Mücahitler de Afganistan’ı büyük bir insanlık trajedisi sahnesine dönüştüremezlerdi. Bugün bile Batı’nın İslamcı harekete sağladığı siyasal, askeri ve diplomatik desteğini çekmesi durumunda bölge halkı hızla bu yönetimleri devirirler. İslamcı yönetimlerin devrilmesi ve Amerika ile Batı devletlerinin bu yönetimlerle her türden perde arkası anlaşmalarını önlemek isteği terörizme karşı platformun ve her türden insancıl ilerici hareketin önemli ögelerinden biridir.

 

3. Irak’a karşı uygulanan ambargo derhal kaldırılmalıdır. Irak halkının karşılaştığı güçlükler bölge insanlarının zihinlerinde ikinci bir Filistin sorununa dönüşmüştür. Bu, Amerika’nın ve Batı’nın Ortadoğu’ya yönelttikleri terörizmin canlı belgesidir. Üstelik gerici Irak rejiminin ömrünü uzatmış ve yoksun Irak halkını siyasal mücadele sahnesinden gündelik bir fiziksel varlığını sürdürme savaşına geri püskürtmüştür. Irak’a uygulanan ambargonun kaldırılması için mücadele etmek İslamcı terörizme karşı ilerici platformun bir diğer dayanağıdır.

 

4. Etkin biçimde Müslüman ülkelerde ve Batı ülkelerdeki toplumsal İslami ve İslamzede ortamlardaki sekülerizmi savunmak gerek. Gerici kültürel relativizm düşüncesi ve bu ülkelerde ve ortamlarda insanların, özellikle de kadınların medeni ve insani haklarını savunmada yetersizlik siyasal İslam’a insanları korkutmak ve gençleri kışkırtmak için geniş olanaklar sağlamıştır. İnsan haklarının ve insanların medeni haklarının evrenselliği ilke olarak benimsenmelidir ve din ve gerici dini yönetimle her türden işbirliği insan haklarına karşı olarak kınanmalıdır.

 

İslamcı terörizm bir gerçektir. Terörizm Müslümanların işi değil ama İslamcı hareketin resmi siyasetidir. Bu, Batı eliyle Soğuk Savaş döneminde ve Ortadoğu’nun işçileri ve özgürlükçülerine karşı anti komünist mücadelede yaratılmış içi boş bir harekettir. Bu hareket kırılgan ve güçsüzdür. Bölgenin daha büyük ülkelerinde ciddi siyasal ve manevi bir nüfuzu bulunmamaktadır. Bölgenin toplumsal gerçeklerinden geridedir. Batı desteği olmaksızın siyasal İslam bölgede sosyalizm ve sekülerizm karşısında yenilgiye uğrar. Filistin gibi siyasal İslam’ın yazgısının belirleneceği en önemli alanlarından biri olan İran’da siyasal İslamın düşüşü ve çöküşü şimdiden başlamıştır.

 

Sonraki Bölümde:

 
* Bölgede Afganistan’dan başlatılmış olan Amerika’nın savaşı terörizme karşı bir savaş değildir, çünkü yukarda saydığım İslamcı terörizme karşı savaşın gereklerinden hiç birini yerine getirmediği gibi İslamcı hareketin bir kısmına dayanmaktadır da. Buna karşın yine de bana göre Amerika siyasal İslam’la mücadeleye girmiştir. Bu bir güç savaşıdır. Bu çekişme mantıksal olarak siyasal İslam’ın güç kaybına yol açacaktır. Ancak Batı’nın amacı siyasal İslam’ın elenmesi değil, yeni bir denge kurmak üzere siyasal İslam’ı güçsüzleştirmek, evcilleştirmek ve yeni bir düzenleme yapmaktır. Afganistan’daki savaş Batı’nın siyasal İslam’la ilişkisinin yeniden tanımlanması üzerinedir. Biz bu yeni çerçeveyi ve bu yeni işbirliğini parçalamalıyız ve bu yeni koşullarda bölgenin bu gerici güçten kurtarılması için kendi bağımsız siyasetimizi etkin biçimde izlemeliyizdir.
 

* Pasifist tutum Batı ile siyasal İslam arasındaki bu yeni çekişmeyi görememektedir, önemini, ister bu gerici hareketin kurbanları olan halk açısından ister dünyanın yakın gelecekteki siyasal dönüşümleri sürecindeki önemi açısından tanımazlıktan gelmekte ve buna karşı görevsizlik kararı almaktadır. Bu sükunetçi ve tutucu tutuma karşı eleştiriyi teröre ve militarizme karşı insanların direniş hareketinin içine taşımak gerek.

 

* Bu çekişmenin global ve tarihsel boyutları ve yönleri nedeniyle, günümüz dünyasının özellikle de Batı insanlarının ideolojik ve ruhsal özgüllükleri Irak’a, hatta Yugoslavya’ya saldırı döneminden oldukça farklıdır. İnsanların siyasete ve medeni mücadeleye daha geniş ölçeklerde yönelmeleriyle birlikte Amerikan militarizmi siyasal açıdan bu çekişmeden daha güçsüz biçimde çıkacaktır. Sovyetler’in çöküşünden sonra Yeni Dünya Düzeni’nin ayarlarıyla ilgili sürmekte olan bu çekişme ilerici ögenin müdahale etmesi durumunda bu tartışmanın bütününü ve Amerika’nın süper güç olmasının ve külhanbeyliğinin özünü toplumsal bazda eleştiriye uğratabilir. Uluslararası ölçekte özgürlük ve eşitlik sorunu açısından bu siyasal İslam’ın yazgısından daha önemli bir konudur.

+ نوشته شده توسط سهند در شنبه چهارم اسفند 1386 و ساعت 19:29 |
همه داستان زندگی ما، تغییر زندگی انسان است! منصور حکمت

+ نوشته شده توسط سهند در جمعه سوم اسفند 1386 و ساعت 21:51 |
 
+ نوشته شده توسط سهند در پنجشنبه دوم اسفند 1386 و ساعت 18:16 |

امسال از سوی آپوزیسیون راست پرو غرب کمپین سیاسی گسترده ایی علیه انقلاب 57 و مبارزه مردم ایران به پیش برده شد. پایگاه اصلی این کمپین سیاسی، سایتهای جریانات راست و مبلغین لوگوی سازمان سیا، صدای آمریکا و شخصیتهای سیاسی دست اندرکاران رژیم سابق و واداده های نظام اسلامی بودند.

این کمپین سیاسی علیه مردم، چپ و کمونیسم، آزادیخواهی و تحریف تاریخ باید جواب بگیرد. بنی صدر و نوریزاده، سازگارا و یزدی، ساواکیهای سابق، داریوش همایون و حزب مشروطه، فاشیستی ترین جریانات سلطنت طلب که با سیاه پوش کردن خودشان در تظاهرات لس آنجلس پیام میدادند که آمادگی سیاه جامه شدن در حکومت پرو غربی مدل خودشان را خوب دارا هستند، خیل لشکر قوم الله ناسیونالیست باید تک تک جواب بگیرند و سر جایشان نشانده شوند. اینها در عرض 2 هفته، مردم ایران را از زمین و هوا زدند. انقلاب ایران را توطئه چپها در تبانی با روسها معرفی کردند، کسانی که خودشان و قبله گاه غربیشان در توطئه کردن برای سر کار آوردن حکومتهای دست راستی و ضد کارگری در همه جای دنیا استادند! انقلاب بحق مردم ایران را در جیب نظام اسلامی گذاشتند، همین نظامی که به قول اینها محصول نفرین شده انقلاب 57 است، انقلابش را لعن و نفرین میکنند ولی با رژیمی که خودشان با کلاهبرداری و ریاکاری سیاسی محصول این انقلاب جایش میزنند کنار می آیند، می سازند، زد و بند میکنند. آنچه برایشان برکت بوده خود همین رژیم اسلامی بوده است. نه فقط به این خاطر که کار شاه را در سرکوب مردم ایران برای اینها تمام کرد. به این خاطر که همین امروز هم به اختناقش استناد میکنند تا بگویند حق مردم ایران اختناق هست! مردم مقصرند! به فقر و فلاکتش استناد میکنند تا بگویند حق مردم ایران فقر و فلاکت است!

راست پرو غرب امسال تلاش کرد از مجرای رویکرد به انقلاب 57، تصویر مدل حکومتی پرو غربی خود در ایران را کج و معوج به نمایش بگذارد. حکومتی که فلسفه وجودی اش ضدیت با کمونیسم، چپ و حق و حقوق کارگر است. باید این کمپین و تصویر آن را کوبید!

باید در مقابل این کمپین، یک ضد کمپین کمونیستی، چپ و کارگری سازمان داد. باید تک تک اراجیفشان را کوبید، نقد و افشا کرد. کمپین کردن برای دفاع از انقلاب 57 در امسال برای کمونیسم کارگری نقشی را ایفاء میکند که کمپین سیاسی منصور حکمت در سالهای گذشته بر سر 30 خرداد 60 ایفا کرد. بعد از خرداد 76 بطور سیستماتیک حزب کمونیست کارگری به رهبری حکمت، سالروز 30 خرداد 60 را به مجرایی برای کوبیدن و افشا دوم خرداد بدل کرد. در قلب کمپینی که ما به پیش بردیم مبنای تبلیغات و روشنگری ما اثبات این حقیقت در نزد مردم ایران بود که دوم خردادیهای امروز، 30 خردادیهای سال 60 هستند! ثابت کردیم که پاسدار قلم بدستهایی چون سازگارا و گنجی و... خودشان در سرکوب انقلاب مردم ایران در سال 60 نقش داشته اند. افشا و رسوایشان کردیم! همین کار را با آپوزیسیون راست پرو غرب در رویکردشان به انقلاب 57 باید بکنیم. باید مردم بدانند که پرو غربیهای 86 همان کسانی هستند که کارگر این مملکت شیرهای نفت را روی سفره لفت و لیسشان بست، کاپیتالیسم سازمانیافته شان را در معیت یک دیکتاتوری وحشی تحقیر کرد، پایین کشید و هنوز نتوانسته اند حتی پس لرزه های آن را جمع کنند. باید رابطه سر کار آوردن خمینی بوسیله سیا و بی بی سی را با پروژه امروزشان در مذاکره و بند و بست با نظام کنار هم گذاشت تا مردم قضاوت کنند. باید استراتژی دیروزشان برای بند و بست با اسلام سیاسی را از خطر کمونیسم و کارگر، کنار پروژه های امروزشان از وحشت مرگی که از جنبش مذاب کارگر و کمونیسم در این مملکت در سال 86 دارند گذاشت، یکجا افشا و از صحنه بیرون کرد! باید رفت به زمینی که آنها دارند در آن به مردم ایران از روبرو شلیک میکنند، خلع سلاح و تار و مارشان کرد. کل الیت سیاسی و فکری را که دارند شکل میدهند تا نقش آل احمد و شریعتی را این بار بوسیله گنجی و سازگارا و تاج زاده ، حجاریان و داریوش همایون، مسعود بهنود ومهرانگیز کار و....باید روزمره و دقیقه به دقیقه جلو مردم افشا کرد تا نتوانند پروژه سیاسیشان را علیه مردم به پیش ببرند. راست پرو غرب را باید روزمره، سیاسی، در زمین خودش کوبید، از صحنه بیرون کرد! انقلاب 57 زمینی است که این دو هفته به درون آن خزیده اند، باید به این زمین برویم. باید با استناد به پروژه خودشان نقدشان کنیم. جوابشان را بدهیم. این برای حرکت سلبی ما جهت کوبیدن و هژمونی دادن به سیاست و نقشه کمونیسم کارگری حائز اهمیت است. بعد از خرداد 76 باید دو خرداد و الیت فکری و سیاسی آن را در ارتباط با نظام میکوبیدیم، الان باید راست پرو غرب را بکوبیم. سیاسی، روزمره، استراتژیک، منسجم و هماهنگ و متمرکز!

از همین رو با انتشار اولین مطلب خود در ، این کمپین سیاسی را آغاز میکنم. همه قلم بدستان، سخنوران و فعالین کمونیسم کارگری را به پیوستن به صف این کمپین فرا میخوانم.

+ نوشته شده توسط سهند در پنجشنبه دوم اسفند 1386 و ساعت 0:51 |

کمپین راست پروغرب علیه انقلاب ۵۷

مقابله با خطر چپ و کمونیسم در مرکز کمپین راست پرو غرب علیه انقلاب ۵۷ !

 

بعد از نزدیک به ۳۰ سال که از انقلاب مردم ایران در سال ۵۷ میگذرد، هنوز جریانات سیاسی معینی تلاش میکنند از مجرای دادن تصویر و روایت خود از این انقلاب، پروژه سیاسی امروز خودشان را علیه مردم ایران به جلو هل بدهند. ۳۰ سال است که هر ساله در سالگرد انقلاب بهمن، ما روایت دست چندم و ملال آور اینها را میشنویم، شاهد تحریف و کلاهبرداری سیاسی اینها و دشمنی با مبارزه مردم ایران هستیم. این تلاش جدیدی نیست. آنچه جدید هست و میبایست مورد توجه سیاستمداران کمونیسم کارگری قرار بگیرد، آن کمپین سیاسی معین و خاصی است که از مجرای این رویکرد تاریخی هر ساله به جلو هل داده میشود. روایت و برداشت کهنه و تحریف آمیزاینها از انقلاب برحق مردم ایران، علیه نفس انقلاب و مبارزه، علیه عدالتخواهی، علیه اینکه رژیم اسلامی و مصائب ناشی از وجود اینها را به پای مردم ایران مینویسند، در یک سطح پایه ای، محکم و بدون برو برگرد پاسخ گرفته است. مسئله مهم آن سیاست و استراتژی سیاسی هست که هر سال بطور ابژکتیو، کنکرت و مشخص از مجرای این رویکرد تاریخی جلو جامعه گذاشته میشود. ۱۰ سال پیش معرفه رویکرد اینها به انقلاب و دادن روایت از آن، یک موج ندامت، تحریف سیاسی- ایدئولوژیک و شکست طلبی بود. یک جنبش سیاسی معینی در معیت دوم خرداد داشت ابراز وجود سیاسی خود را از این مجرا به نمایش میگذاشت. امروز مسئله اما "نواندیشی" شاگردان پوپر و هابرماس در سپاه پاسداران و اطلاعات نیست، در مرکز کمپین امسال علیه انقلاب ۵۷، روایت راست پرو غرب و هیئت حاکمه آمریکا و نظریه پردازان آنها در ضدیت با چپ و کمونیسم و پمپاژ کردن سیاستهای دست راستی بر علیه مردم قرار داشت. مسئله اینها دادن تصویر راست پرو غرب و فرمت کردن این جنبش بر علیه خطر کمونیسم و چپ در جامعه ایران و خاورمیانه بطور مشخص و ابژکتیو بود. تمام سئوالات، مصاحبه ها، میزگردها، مقالات، نوشتارها، جملگی این پروبلماتیک را جواب میدادند که انقلاب کار چپها و کمونیستهاست، برای مقابله با آن چه باید کرد؟ این اساس مسئله و مشغله کمپین راست پرو غرب از مجرای برخورد به انقلاب ۵۷ در سال ۸۶ بود. ضدیت با کمونیسم اولین شرط حل بحران حکومتی راست پرو غرب و بدست دادن مدل حکومت پرو غربی در ایران و به تبع آن در منطقه است. نگاهی به سرخطهای این کمپین لازم و ضروری است. از طریق نقد پروژه این کمپین تصویر و تحلیل کمونیسم کارگری و سیاستهای روز آن تثبیت میشود.

 

مدل حکومت پرو غربی!

 

اولین سئوالی که پاشنه آشیل رویکرد راست پرو غرب به این تاریخ هست اینکه اصلا چرا در ایران انقلاب شد؟ بالاخره انقلاب ضد سلطنتی مردم ایران یک حکومتی را پایین کشید که تماما و دربست الگو و مورد تایید آمریکا و غرب بود. امروز آلترناتیو حکومتی غرب باید روی ویرانه های آن خرابه ۳۰ سال پیش دوباره خود را "اعاده" بکند. در نتیجه جواب این سئوال برای اینها مهم است که چرا یک حکومت به اصطلاح "سگ زنجیری" آمریکا، توسط مردم پایین کشیده شد؟ چه ضمانتی هست که حکومت فرضی بعدی پایین کشیده نشود؟ امروز که حتی در درون بیت رهبری در راس نظام هم، دم از ضرورت سازش و بند و بست با آمریکا زده میشود، تبلیغات راست پرو غرب معطوف به دادن تصویر و الگو برای حکومت غربی در ایران است. جناب گنجی حتی روند دمکراتیزه کردن آن را نیز تعیین نموده است، لذا باید بدوا و قبل از هر چیز به این سئوال جواب بدهند که راستی چرا مردم باید زیر بار مدل حکومت پرو غربی در مملکتی بروند که یک بار حکومت پرو غربی را به زیر کشیده و سرنگونش کرده اند؟ مگر حکومت شاه مدل حکومت پرو آمریکایی در ایران و در منطقه نبود؟ چرا مردم سرنگونش کردند؟ چرا خود همان مدل حکومتی نه فقط برای امروز که برای روز خودش هم جواب نداد؟ این پاشنه آشیل پروغربیهاست. مسئله فقط این نیست که مردم حکومت شاه را نخواستند و گفتند باید برود! کارتر، دولت آمریکا و انگلیس هم بعد از تظاهرات عاشورا و تاسوعا، آنگونه که آقای خوانساری در صدای آمریکا رسما گفته است، بعد از اینکه دیدند شاه قدرت سرکوبش را از دست داده و از پس مردم برنمی آید، حمایتشان را از شاه پس گرفته و به قول یزدی به نوفل لوشاتو رفته و آلترناتیو اسلامی را با همکاری سیا و خمینی و بی بی سی سر هم بندی کردند!

اینجا زیر الگوی حکومتی خودشان زدند! اینجا قبول کردند که دیکتاتوری و خفقان، استثمار و تحمیل فقر، جوابش از سوی مردم قیام و اعتراض است! جواب ساواک، ارتش، ترور و اعدام، زندان و شکنجه گاه، تظاهرات خیابانی است. مسئله این نیست که مردم ایران یک حکومتی را پایین کشیدند و توی دهان آمریکا و غرب و کل دیکتاتوری شاه زدند. مسئله این است که یک جایی خود بورژوازی الگوی خودش را پس گرفت و به الگویی که رضایت داد، یک ضد انقلاب اسلامی بود که قرار بود موقت باشد ولی ۳۰ سال است حاکم است. یک حکومت اسلامی که به خاطر ظرفیتهای ضد کمونیستی و ضد کارگری اش امکان این را داشت وظیفه مورد اشاره خوانساری را بعد ار عاشورا و تاسوعا اجابت کند! الگوی حکومت پرو غربی در ایران بطور کل زیر سئوال رفت و نه فقط دیروز، بل همین امروز، هنوز که هنوز است غرب، خود آمریکا و اپوزیسیون راست نتوانسته اند بحران حکومتی خود، بحران الگو را حل کنند. رویکرد اینها به انقلاب ۵۷ همین استیصال امروزشان را هم به نمایش میگذارد. نگاهی به منطقه و به حکومتهای موزائیکی پس از ۱۱ سپتامبر در عراق و افغانستان این بی افقی را به نمایش میگذارد. بعد از شاه که توسط مردم سرنگون شده و توسط آمریکا و غرب رسما پس گرفته شد، اولین حکومتهایی که بوسیله خود آمریکا در خاورمیانه سر کار آورده شده اند، الگوی حکومتهای موزائیکی اسلامی/ قومی هستند که با جنبشهایشان از پایین، هم با جنبش اسلامی و هم با جنبش فاشیستی قومی و ناسیونالیستی کار کرده و محصول این تبانی، الگوی حکومتهای سر هم بندی شده در این دو کشور است. این الگوها در خود عراق و افغانستان الان زیر سئوالند. در درون خودشان مدام با کشمکش اسلامی از یکسو و قومی از سوی دیگر مواجهند! مطلقا الگوی حکومتهای با ثبات نیستند. پروویژنال هستند. نماد آشکار بی الگویی و بی افقی غرب در حل بحران حکومتی هستند. در خود ایران احوال سیاسی راست پرو غرب از این هم خرابتر است. از یکطرف اینجا خود اسلام و جنبش اسلامی زیر ضرب است. از سوی دیگر اپوزیسیون راست دیگر بویژه پس از خرداد ۷۶ به اینطرف که جنبش سرنگونی عروج کرده و چپ در مرکز این جنبش، تصویر و الگوی خودش را ساخته است، حتی نمیتواند الگوی حکومت شاه سابق را هم جلو مردم بگذارد. مردم نمی پذیرند. بگویند حزب رستاخیز! مردم میگویند حزب جمهوری اسلامی را داریم به اضافه مشارکت و...! بگویند حقوق بشر! مردم میگویند اصلا زندان اوین در زمان شاه و با کمک متخصصان شکنجه از آمریکا و اسرائیل ساخته شد! بگویند سپاه و اطلاعات، مردم میگویند ساواک شما را دیده ایم! نه فقط این، مردم ایران از الگوی زندگی در آن دوران هم عبور کرده اند. مسئله اصلا جدایی دین از دولت نیست، بگذریم که حتی این درجه از سکولاریسم را هم مدلهای موزائیکی ۱۱ سپتامبری تاب نیاورده اند، هنوز در افغانستان سنگسار کردن جزو قوانین کشوری است و در عراق در قوانین ضد مدنی خانواده اش، قتل ناموسی کردن حلال است! مسئله این است که الگوی حکومت پرو غربی دیگر حتی الگوی حکومت شاه نمیتواند باشد، الگوی مصر و ترکیه هم جواب ایران را نمی دهد. بالاخره خود الگوی شاه از همین الان عربستان جلوتر بود. الگوی حکومت شاه در منطقه بالاترین حد و صیقل داده شده ترین الگوی حکومتی غرب بود. غرب درست در قویترین حلقه زنجیرش در خاورمیانه بعد از سرنگونی شاه دچار بی الگویی و بحران حکومتی شده است. بحرانی که بعد از جنگ سرد بیش از پیش تشدید شده است. در افغانستان و عراق و حتی لبنان و ... آمریکا میتوانست برای شکل دادن به تصویر قدرت سیاسی خود با اسلام کار کند. در ایران اسلام سیاسی ۳۰ است وظیفه اش را برای آمریکا تمام کرده است. تاریخ مصرفش تمام شده است. الگوی شیخ پشم الدینهای افغانستان یا ملقمه قومی و اسلامی در عراق برای ایران نمیتواند حتی از نقطه نظر خود غرب الگو محسوب شود. این درجه سکولاریسم نظامی در ترکیه هم جواب مردم ایران نیست. در ترکیه اگر سالانه چند صد هزار نفر شکار اسلام میشوند و به صف حجاب داران میپیوندند در ایران به زور اسلامی شده، به آمار خود منکرات و پلیس ۱۱۰ سالانه یک میلیون و نیم زن فقط به جرم بی حجابی دستگیر میشوند! در ایران مردم از سکولاریسم هم عبور کرده اند. مردم مترصد یک هجوم سیاسی و اجتماعی عظیم به اسلام و دین و خدا هستند. میخواهند ریشه خدا را ور بیندازند! این یک رنسانس عظیم سیاسی و اجتماعی است که خاورمیانه را تکان خواهد داد و فرش از زیر پای تک تک حکومتهای مینیاتوری اسلامی و قومی خواهد کشید. اینکه آمریکا و غرب نمی توانند مشکل مدل حکومتی را بعد از ۳۰ سال که از سرنگونی شاه میگذرد حل کنند ریشه در این واقعیت دارد. واقعیت این است که امسال دیگر در کمپین راست پرو غرب علیه انقلاب ۵۷ قابل مشاهده بود که صحبت اینها حتی بر سر "مدرنیزاسیون" و "دمکراتیزاسیون" در قدرت سیاسی بعد از جمهوری اسلامی نیست. بر عکس مانده اند چگونه این روندها را پس بزنند! آمریکا و غرب باید الگویی از قدرت سیاسی در ایران بدست بدهد که سکولاریسم را پس براند! برابری طلبی را پس براند! خطر چپ و کمونیسم را پس براند! و با پس راندن این جنبشها آن هم اگر از پسش برآیند - که نمی آیند - راه را برای انباشت مجدد سرمایه و گردش آن هموار کند! در زمان شاه، مدل حکومتی وی از طرف جنبشهای پیشرو به مصاف طلبیده نمیشد. جنبش ملی کردن صنعت نفت به نسبت انقلاب اکتبر ارتجاعی بود! امروز غرب با مدرنترین و پیشروترین جنبشهای جهان معاصر در قلب خاورمیانه در ایران باید مصاف کند. باید این جنبشها را ببرد تا الگوی حکومتی خود را بسازد و یا شکست بخورد و از صحنه خارج شود!

از همین روست که تا زمانی که به این الگو دست نیافته اند، با پراگماتیسم شناخته شده سیاسیشان ترجیح میدهند با همین اسلامیها که خودشان ساخته و پرداخته شان کرده اند بسازند. قولا با همان دستی که اینها را به خاطر عدم تمکینشان به غرب میزنند، با همان دست به خاطر ترس از خطر کمونیسم زیر بغلشان را بگیرند تا زمین نخورند! سرنوشت غرب بدجوری به سرنوشت حکومت اسلام در ایران گره خورده است!

 

خطر چپ و کمونیسم!

آقای خوانساری در صدای آمریکا گفت درست بعد از تظاهرات تاسوعا و عاشورا کارتر و دولت آمریکا فهمیدند شاه قدرت سرکوبش را از دست داده است، جلو مردم را نمیشود گرفت! یزدی در خاطرات خود میگوید که ما خمینی را به آمریکا انداختیم. راه حل جلو آمریکا گذاشتیم. خمینی را گاندی جا زدیم! آمریکا نماینده به نوفل لوشاتو فرستاد. با خمینی زد و بند صورت گرفت. آمریکا ظرفیت ضد کمونیستی و ضد کارگری اسلام را روئیت کرده بود. با پیام آمریکا به فرماندهان ارتش، آنها به خمینی پیوستند. قرار شد کاری را که شاه توان تمام کردن آن را نداشت، خمینی تمام کند! انقلاب عدالتخواهانه مردم ایران به وسیله اسلام، شبکه آخوند و همکاری ساواک و ارتش با پشتیبانی کامل آمریکا به خون کشیده شد!

تبلیغات صدای آمریکا در هفته های اخیر اثبات این ادعای منصور حکمت بود که گفته بود

 

" انقلاب ٥٧ حرکتى براى آزادى و عدالت و حرمت انسانى بود. جنبش اسلامى و دولت اسلامى نه فقط محصول اين انقلاب نبود، بلکه سلاحى بود که آگاهانه براى سرکوب اين انقلاب، هنگامى که ناتوانى و زوال رژيم شاه ديگر مسجل شده بود، به ميدان آورده شد."... "ضد انقلاب اسلامى محصول اين بود که ابتکار عمل در صحنه اعتراضى از دست حرکت مدرنيستى - سوسياليستى کارگران صنعت نفت و صنايع بزرگ، به دست اپوزيسيون سنتى ايران افتاد. اينها بودند که پرسوناژ خمينى و سناريوى انقلاب اسلامى را از غرب تحويل گرفتند و عملا به توده مردم معترض فروختند."

 

خود اقرار به این حقیقت یک پیامی را در صحنه برای مردم ایران بجا میگذارد. راست پرو غرب و آمریکا و همه دشمنان طبقه کارگر از ابراز وجود سیاسی مردم، از اعمال اراده آنها به شدت مرگ وحشت دارند. خودشان در کمپین زنجیره ای اخیر در صدای آمریکا با صدای بلند اعلام کردند که این انقلاب پس لرزه انقلاب اکتبر در ایران بود! این حرکتی وسیع و اجتماعی بود که متاثر از تحرک چپ بود. انقلاب به قول خودشان گفتمانی است در حوزه کمونیسم! و خطر چپ شدن انقلاب ضد سلطنتی در ایران آمریکا را به این نتیجه رساند که حکومت دست نشانده خود را از صحنه بیرون ببرد. عمق این پیام این است که آنچه مدل حکومت پرو غربی، چند و چون، ثبات و عدم ثبات آن را تعیین میکند، مبارزه و زور مردم و موتور محرک آن یعنی چپ و کمونیسم است. این حرفها را به خاطر خطر چپ و کمونیسم در ۳۰ سال پیش نمیزنند، دارند با زبان بی زبانی از خطر انقلاب، اعمال اراده مستقیم مردم برای پایین کشیدن نظام، از خطر انقلاب سوسیالیستی در سال ۸۶ حرف میزنند. واقعیت این است که همین امروز هم مقدرات آلترناتیو پرو غربی در ایران را همین خطر بزرگ، خطر کمونیسم و چپ تعیین میکند. همین احساس خطر مشترک، نقطه ای هست که نه فقط ۳۰ سال پیش دست آمریکا را در دست خمینی گذاشت، بل، همین امروز هم احساس خطر مشترک میان دولت آمریکا و نظام اسلامی در ایران مبنای سازش و بند و بست جدید است. این نقطه استراتژیک واحد اینها برای بند و بست امروزشان است!

نه فقط در زمان کارتر، بل همین امروزهم، هر آینه احساس کنند که خطر انقلاب، اعمال اراده مستقیم مردم، چپ و کمونیسم جامعه را تهدید میکند به خیلی چیزها رضایت خواهند داد. در سال ۵۷ به رفتن شاه رضایت دادند در سال ۸۶ به سازش و بند و بست با نظام رضایت خواهند داد. در سال ۵۷ به آمدنشان رضایت دادند، در سال ۸۶ به رفتن بی دردسرشان از پس مذاکره و زد و بند و یواشکی، با بیرون کشیدن ماشین جنایت دولتی از زیر دست و پای مردم، رضایت خواهند داد! خطری که در سال ۵۷ موجب شد غرب حکومت دست نشانده خود را رها کند، دستش را از پشتش بردارد، همین امروز کابوس غرب در بازتعریف آلترناتیو سیاسی در ایران است. همین امروز در رویکردشان به شرایط امروز جامعه از وحشت تکرار انقلاب ۵۷ سخن میگویند و از خطر بالفعل کمونیسم و چپ!

تفاوتی که شرایط امروز ایران با سال ۵۷ برای اینها دارد این است که آمریکا و غرب با کمونیسم باید امروز از روبرو مواجه شوند. در سال ۵۷ این رودر رویی مستقیم نبود. یکم به این خاطر که خود کمونیسم موقعیت فکری، سیاسی، لجستیکی و تشکیلاتی امروز را نداشت، دوم به این خاطر که وجود اپوزیسیون ملی و سنتی اسلامی به آمریکا این امکان را میداد تا ابتکار عمل را از کارگر سوسیالیست نفت گرفته، رهبری انقلاب را بقاپد و پروژه آوردن خمینی را با کمک سیا به وسیله این اپوزیسیون به پیش ببرد. جنبش ملی- اسلامی حائل این پروژه آمریکایی و اسلامی بود. امروز آمریکا از هر طرف گیر کرده است. اول اینکه کمونیسم امروز جامعه ایران با سال ۵۷ قابل قیاس نیست. این را ما نمی گوییم. خودشان میگویند. این کمونیسم امروز به لحاظ فکری، سیاسی، تشکیلاتی و انسانی منسجم، هوشمند، پخته و پیچیده است. آلترناتیو پرو غربی باید از روبرو با این جنبش مواجه شود. هیچگونه راه حل سیاسی برای جامعه ایران برای هیچ دولت و حزب و گروهی بدون این مواجه از روبرو میسر نیست. نمی شود. امروز انقلاب به صحنه نیامده مردم ایران دارد با پرچم سرخ با آمریکا و همه آلترناتیوهای دست راستی سخن میگوید! با شعار آزادی و برابری! و مهمترین مشکل استراتژیستهای آمریکا این مواجهه رودر رو در سال ۸۶ است. چه بکنند؟ دوم اینکه آمریکا و راست پرو غرب جنبش سیاسی حائلی ندارند. در سال ۵۷ آمریکا مجبور به این مواجهه رودررو نبود. امروز هست. چرا که آمریکا فاقد سقف سیاسی، جنبشی و استراتژیک هست. آن الیت سیاسی، آن سقف فکری و استراتژیکی که بتوان روی دوش آن، این بار حکومت را بدون سر و صدا برد، در پروسه رفتنش رهبری مردم را قاپید، افق دست راستی به مردم انداخت، کمونیسم و چپ را سرکوب کرد، به خون کشید، وجود ندارد! نه اینکه از اول وجود نداشت! چرا! خواستند، تلاش کردند، نشد! این تلاش دو خردادی در جامعه ایران از کنفرانس برلینیها شکست خورد!

در سال ۵۷ روی دوش جنبش ملی و سنتی پروژه را پیش بردند، امروز چه؟ لیبرالیسم؟ دمکراسی بازار؟ کو؟ خود عروج اسلام در خاورمیانه اساسا محصول شکست پروسه انتگره کردن خاورمیانه در چرخه کاپیتالیستی و دمکراتیزه کردن آن بوده است. لیبرالیسم و دمکراسی را خودشان به اسلام فروختند، به زانو زدن واداشتند. در ثانی خرج دمکراسی و لیبرالیسم را در مهد تمدن غرب در اروپا کارگر نفت ایران و کرکوک و... میدهد. وجود دیکتاتوریهای مختنق در خاورمیانه و همه کشورهایی که کارگر را در آن تا دین آخرش استثمار میکنند اصلا اتفاقی نیست. در این کشورها سقف حقوق بشر، لابیسم و ریاکاری در کریدورهای سازمان ملل نیست. سقف حقوق بشر را حق و حقوق کارگر تعیین میکند. در ایران ریاکاری و بازی دمکراسی نمیگیرد! اگر میگرفت، به بختیار رضایت میدادند! در ایران خودشان میروند کودتا میکنند اگر کارگر اعتصاب کند و نرخ سودشان بیفتد! میفهمند که اعتصاب کارگری کار را به پیدا شدن سر و کله کمونیستها میکشاند. از همین رو و درست به همین خاطر هم هست که امروز آلترناتیو راست پرو غرب دست از کار "جنبشی" به معنای سه سال پیش خود کشیده و کل استراتژی سیاسی خود را به پراگماتیسم کنسرواتیو و کلاسه شده قبل یعنی شکافهای درون حکومت از بالا متمرکز کرده است. این بار بر خلاف سال ۵۷ از پایین برای آمریکا و غرب چیزی در نمی آید. به بالا چشم دوخته اند. تعمیق شکاف در بالا، انقلاب مخملی در بالا، موشک کروز از بالا جملگی به این حقیقت تکیه دارد که پایین را به چپ و کمونیسم سپرده اند! بی افقند! بی حائلند، بی جنبشند! کمونیسم کارگری قلوب مردم ایران را تسخیر کرده است! *

+ نوشته شده توسط سهند در پنجشنبه دوم اسفند 1386 و ساعت 0:48 |
  

سنگسار دختر توسط پدر در زاهدان!

توحش حکومت اسلامی در جامعه بازتولید می شود!

 

رونامه اعتماد این خبر وحشتناک را انعکاس می دهد. "پدری دختر 14 ساله خود را سنگسار کرد" این روزنامه با بیشرمی انگیزه این عمل وحشیانه و ضد انسانی را "ناموسی" اعلام می کند. اما هیچ اشاره ای به سنگسارها توسط جمهوری اسلامی با همان انگیزه نمی کند. جمهوری اسلامی و سران آن را باید به محاکمه کشید. تن نحیف و رنجور سمیه 14 ساله را قوانین اسلامی حاکم بر جامعه سنگسار کرد.

شریف پدر سمیه 14 ساله به سمیه شک می کند که با یک مرد رابطه دارد. وی با همدستی دوستانش سمیه را به بیابان می کشاند و سنگسار می کند. مادر سمیه می گوید که شریف آدمی بداخلاق و بدبین است که به همه چیز شک دارد و همیشه سمیه را آزار می داد.

شريف پدر سمیه بعد از بازداشت گفت؛ "من از چندي پيش متوجه شدم دختر 14 ساله ام رفتارهاي مشکوکي دارد. ابتدا سعي کردم با آرامش با موضوع برخورد کنم و با تحقيقاتي که انجام مي دهم بفهمم سميه چرا چنين کارهايي انجام مي دهد. او بي دليل از خانه بيرون مي رفت و وقتي ديرهنگام بازمي گشت توضيح قانع کننده يي نمي داد. بالاخره تاب نياوردم و با او دعوا کردم ولي اين کار نيز فايده نداشت چون فرزندم مرا متهم به بدبيني مي کرد و مي گفت هيچ کار خلافي انجام نداده است. پس از گذشت مدتي به تدريج به اين يقين رسيدم که سميه با مردي رابطه دارد. آبرويم را از دست رفته مي ديدم و تحمل چنين شرايطي و برگزيدن سکوت برايم مرگ آور بود. بنابراين تصميم گرفتم سميه را بکشم و خودم را از اين ننگ نجات دهم. در اين ميان بايد شيوه يي را براي کشتن دخترم انتخاب مي کردم که او به سزاي واقعي کاري که انجام داده بود برسد. بالاخره مصمم شدم وي را سنگسار کنم اما از آنجا که به تنهايي از عهده اين کار برنمي آمدم از يکي از دوستانم به نام غفور خواستم به من کمک کند و وقتي از مشکلم مطلع شد پذيرفت مرا در کشتن سميه که لکه ننگي در خانواده بود ياري دهد. غفور چند نفر ديگر را نيز با خبر کرد و محل و زمان اجراي نقشه تعيين شد. روز حادثه دخترم را به زور از خانه خارج کردم و به سمت ارتفاعات هلور کشاندم. او در تمام طول مسير وحشت زده بود و با اينکه مي دانست عاقبت خوشي در انتظارش نخواهد بود اما مطمئن نبود که چه مجازاتي را براي وي در نظر گرفته ام. پس از آنکه به محل مورد نظر رسيديم دخترم را روي زمين انداختم و سنگسار او را شروع کرديم. سميه مرتب جيغ مي کشيد و با خواهش و التماس تلاش مي کرد جانش را نجات دهد اما من براي دست يافتن دوباره به آبرويم و داشتن زندگي شرافتمندانه چاره يي جز کشتن او نداشتم و پس از قتل فرار کردم."

این جنایت وحشتناک بازسازی صحنه های سنگسار توسط جمهوری اسلامی است. جمهوری اسلامی قوانین ارتجاعی و قرون وسطایی سنگسار، قطع دست و پا، درآوردن چشم از حدقه و پرت کردن محکوم به اعدام از ارتفاع را در 29 سال حکومتش باز سازی کرد. جنایت با انگیزه "دفاع از ناموس" به قتل های ناموسی در جامعه دامن زد. آمار کشتار زنان توسط نزدیک ترین کسان خود در جامعه به سرعت بالا رفت. همین دو هفته پیش دادگاه اسلامی جمهوری اسلامی، آذر و زهره کبیری را به "انگیزه" دفاع از "ناموس جامعه" به سنگسار محکوم کرد. جمهوری اسلامی پاسخگوی جنایتی است که شریف انجام داده است.  جمهوری اسلامی به طور سیستماتیک خشونت علیه زنان را در جامعه دامن می زند. قوانین اسلامی ضد زن جمهوری اسلامی، کل جامعه را به خشونت علیه زنان و کشتن آنان به انگیزه تعصب و ناموس، ترغیب می کند. جمهوری اسلامی هر روز در دادگاه های اسلامیش ده ها انسان را به اعدام، سنگسار، شلاق، قطع دست و پا و درآوردن چشم محکوم می کند. تا زمانیکه این هیولای ضد انسان و ضد زن در قدرت است، خشونت و وحشیگری علیه زنان در جامعه، خواهد بود. ما مردم دنیا، فعالین و مدافعان حقوق انسانی را فرا می خوانیم تا علیه حکومت شلاق و شکنجه و سنگسار اسلامی، در کنار مردم ایران بایستند و خواستار محاکمه سران جمهوری اسلامی در یک دادگاه بین المللی شوند. تنها با سرنگونی جمهوری اسلامی می توان نقطه پایانی براین نوع وحشیگریها و جنایت گذاشت. جمهوری اسلامی و قوانین خشونت آمیز اسلامیش اصلی ترین مجرم در سنگسار سمیه است. باید با تمام توان تلاش کرد که سایه وحشت جمهوری اسلامی از سر مردم هر چه زودتر برداشته شود.

+ نوشته شده توسط سهند در پنجشنبه دوم اسفند 1386 و ساعت 0:44 |

من یک ایرانیم

از راس ارس تا تنگه خلیج

از قلب تبدار شهر کُرد تا آتش سینه بلوچ

من یک ایرانیم

 

من یک ایرانیم

 

در شهری و کشوری که مرزهاش در غارت دلار و یورو

و یغمای مذهب فرسوده اند

 

من یک ایرانیم از قطب شمال تا شاخ آفریقا

در استرالیا و قبرس یا در شمال کالیفرنیا

در سوئیس و بلژیک

من یک ایرانیم

که مرزهای انسانیم در غارت سرمایه و مذهب

روزانه فرسوده میشوند

 

من یک ایرانیم

بر روی مرزهای مماشات و سرکوب من یک ایرانیم

 

آنگاه که خونین چهره بانوی پرچین های آزادگی

گستره میهنم را آلود

وقتی که پیکر بی جان جوانی

در زیر لگد های پاسداران اسلام خُرد شد

آنگاه که فقر و تجاوز و فائقه مانوس مذهب و سرکوب

با همیاری مماشات

پرده حریم حرمت هر خانه را درید

 

وقتی به حرمت حریم زنان در سطح هر کوچه و خیابان

با نام بد حجاب و اوباش حمله شد

 

در سطحی به وسعت تمامی میهنم

تیز مسلسلم را با ناله و فریاد زنان سوهان میزنم

و رو در روی ولی فقیه

پاسداران اسلام را مشبک میکنم

 

آنگاه که سیطره تجاوز دامن هر کودک خیابانی

و هر دختر رمیده از زور و تعدی و مردسالاری را

در عشرت خانه های خلیج

یا در بیغوله های افیون و دود و بنگ

در چنبره مارهای سمی اسلام نابود میکنند

 

در سطحی به وسعت ابعاد میهنم

تیز مسلسل رزم را با فریاد های کارگر و دانشجو سوهان میزنم

 

رو در روی ولی فقیه

و همدستان سرمایه و مماشات

حجت های اسلام و خفت و سرکوب را مشبک میکنم

 

من یک ایرانیم

از راس ارس تا تنگه خلیج یک ایرانیم

از قلب شهر تبدار کرد تا آتش سینه بلوچ من یک ایرانیم

 

من یک ایرانیم از قطب شمال تا شاخ آفریقا

در استرالیا و قبرس یا در شمال کالیفرنیا

در سوئیس و بلژیک

در بی مرزی جهان انسان

من یک ایرانیم

با شعری در گلو

سلاحم را با بغضم

سوهان میزنم

رو در روی ولی فقیه

 

من یک ایرانیم

+ نوشته شده توسط سهند در چهارشنبه یکم اسفند 1386 و ساعت 14:44 |
ما میخواهیم یک عالمه شادی و سعادت را با یک عالم انسان تقسیم کنیم!
تلاش و مبارزه در این راه...! رسیدن به این افق!
دستاوردیست که حتی یک ذره اش هم با شکوه!
این جهان سر و ته قابل تغییر است!
ما باور داریم!!!
سوسیالیسم است نجات انسانها!
******

دوستم داشته باش!
دوستم داشته باش
بادها دلتنگ اند دستها بیهوده
چشمها بی رنگ اند

دوستم داشته باش شهرها می لرزند
برگها می سوزند یادها می گندند!

باز شو تا پرواز سبز شو از آواز
آشتی کن با رنگ عشقبازی با ساز!

دوستم داشته باش
سیبها خشکیده یاسها پوسیده
شیر هم ترسیده
دوستم داشته باش

عطرها در راهند!
دوستت دارم ها آه چه کوتاهند!

دوستت خواهم داشت ، بيشتر از باران
گرمتر از لبخند ، داغ چون تابستان!

دوستت خواهم داشت
شادتر خواهم شد
ناب تر روشن تر بارور خواهم شد

دوستم داشته باش برگ را باورکن
آفتابی تر شو باغ را از بر کن

دوستم داشته باش
عطرها در راهند
دوستت دارم ها آه چه کوتاهند!

خواب دیدم در خواب آب آبی تر بود
روز پر سوز نبود زخم شرم آور بود!!!

خواب دیدم در تو رود از تب می سوخت
نور گیسو می بافت
باغچه گل می دوخت

دوستم داشته باش
دوستم داشته باش ، عطرها در راهند
دوستت دارم ها ، آه ، چه كوتاهند!

(:
+ نوشته شده توسط سهند در چهارشنبه یکم اسفند 1386 و ساعت 13:58 |