تبليغاتX
فرياد ياران سهند - İSLAM VE D
İSLAM VE DEMOKRASİ (!)

ÖZGÜRLÜK OLMAYAN BİR YURTTA ÖLÜM VARDIR .
HER İLERLEME VE KURTULUŞUN ANASI ÖZGÜRLÜKTÜR

İnsanlığın geleceği güzel olsun diye ‘ÇALIŞMANIN’’ bireysel mutluluğun kaynağı olduğu bilinci ile karanlığı, yakarken katkıda bulunmayı sürdüren, yarı yolda bırakmayı akıllarından bile geçirmeyen yurdumuzdaki ve tüm dünyadaki özgür, aydın, insanlara SELAM olsun.
Demokratik, laik ve özgür düşüncelere SELAM olsun .

İranda; laik ve demokratik bir cumhuriyet yolunda şehit düşen tüm kahraman devrimcilere selam olsun.

Şu anda; iran zindanlarından işkence gören ve cellatlerın yüzüne tüküren kahraman sosyalist ve devrimcilere SELAM olsun.

28 yıl sonra bir öğle üzeri bir yerde olmalıyım.Bir deniz; bir ırmak kenarında; belki defne ağaçlarının altında; zakkum çiçeklerinin tam ortasında.

Göğün öğle vaktindaki yıldızlarını görmeliyim topraksı bir uykunun içine girmeden önce güneş kabaklarıyla oynamalıyım.

Ak bir rüzgar esmeli Hazar’dan yada zayenderud’dan; Hazar denizinin sahillerinde dolaşmalıyım. Siyahkel’de , türkmensahrada, merivan’da; senendiç;de ; kırmanşah’da takbostan’da suda yüzen ördeklere ekmek atmalıyım.

Büyük bir acı yaşanıyor benim ülkemde ve HERKES susuyor.

Düşler kuruyorum bazen bir kuş uçuşu.İran’a gidiyorum bir akşamüstü,tek başıma dolaşıyorum.Kırmanşah’da rejim tarafından idam edilen Mücteba Türkkaşvend,Viktoria Devletşahi,Sait Hakiki,öğretmen Gürci Beyani ve Susengül Ensari ile dertleşiyorum.Ve akan kanları hala kurumamış.Tahran da ‘Evin’ zindanının yüksek duvarlarının üzerinde uçuyorum.Geçmişten bu yana tüm kahraman siyasi mahkumlarla konuşuyorum.

79_80 li yıllara uçuyorum.O dönemde liberaller ve mollalar el ele verdiler,binlerce laik ,özgürlük ve demokrasi yandaşı insanları kurşuna dizdiler.

Ama şimdi görüyorum ki O liberaller eski elbiselerini çıkarmış, yani bir elbiseyle özgürlük ve demokrasiden bahsediyorlar(!)

Sizlere bu mektubu yazmamın nedeni; ortadoğudaki “Ilımlı islam ve demokrasi” ile ilgili tartışmalardır. Ilımlı islamla ilgili kafamızda çok soru işaret

Var. Belkide kendimize soruyoruz acaba dinle yönetilen devletlerde demokrasi ola bilirmi ?

Dinle yönetilen devletlerde demokrasi ve özgürlüğün ilkeleri geçerli olurmu?

İşte bu soruların cevapları:

1979 yılından bu yana ve berlin duvarının yıkılışı, sovyetler birliğinin çöküşünün arkasında, dünya ve ortadoğdaki ülkeleri demokrasi ve Ilımlı islam adına harekete geçiren metafizik akımlar görmekteyiz.

İran halkı 28 yıldır bu metafizik akımların egemenliği altında ve bu kaosun içerisinde yaşamaktadır. Yeni bir yüzyılın başındayız ve bu kaos gittikçe yayılmaktadır.

Ortadoğu halkları için ılımlı islam ve demokrasi adına karanlık bir senaryo hazırlamışlar. Bu karanlık senaryonun arkasında emperyalizm ve kapitalizm var.

Bu karanlık senaryonun adı: ILIMLI İSLAM’ dır.

NASIL?

O zaman konuya girelim..

1979 yılında Humeyni Tahran havaalanına indiği zaman bir basın toplantısı düzenledi; Bu basın toplantısının ana taması özgürlük ve demokrasi üzerine idi ve şöyle söyledi : Şah gitti ve demokrasi geldi bundan böyle İran” da demokrasi ve özgürlük hukukun temelidir; Tüm siyasi partiler , dernekler, sendikalar, düşüncelerini özgürce ifade edebillirler, biz “CEMAATİ REVHANİYET” iz“Molların cemaati” ve bizler islami – demokratik bir Cumhuriyet kurmayı düşünüyoruz. Bu Cumhuriyet’te herkes özgürdür. Ve bundan da kimsenin şüphesi olmasın..

Humeyni ve diğer mollalar ilerici din adamları ve demokrasi adı altında 1980 yılına kadar gerçek yüzlerini sakladılar. 1980 yılında hümeyni tüm yargı atamalarını yaptı ve akabinde islam kültür devrimi (inkilabı farhangi ) paketini kabul etti. İran’da artık başka kültür yoktu. Hümeyni ve beraberindekiler alıştıra alıştıra geldiler ve büyük bir taviz kopardılar’ aldıkları tavizi sanki yıllardır uyguluyorlarmış gibi doğal karşıladılar. Hep yeni tavizler peşinde koştular. Bir süre sonra halk itiraz etmeyi unutur hale geldi, artık sağcı,solcu,milliyetçi yoktu. Sadece iyi müslüman—kötü müslüman vardı ve bunun ölçüsünüde mollalar koyuyordu....

Halk uyandı ama çok geç olmuştu’ humeyni vaad ettiği tüm özgürlükleri ve demokrasiyi unuttu. Özgürlük,laiklik ve demokrasiyi savunan aydın devrimcileri “Allah’ın düşmanları” ilan etti. Ve bunların kanlarının akıtılmasının mübah olduğunu açık ve net bir şekilde ilan ettikten sonra binlerce aydın kadın ve erkeği tutukladı.İşkence etti ve akabinde kurşuna dizdiler....

Humeyni ve diğer mollalar iran devriminden sonra yasal yollardan

Ve demokratik süreçleri kulanarak iktidara geldiler. Hitler ve Mussolini’de yasal yollardan ve demokratik süreçleri kullanarak iktidara gelmişlerdi ama ilk yaptıkları şey demokrasiyi yıkmak oldu.

Düşünce ve inanç özgürlüğü, insan hakları içinde önem taşıyan özgürlüklerdendir. Laikliği kabul etmeyen dine bağlı devlet düzeninde gerçek anlamda düşünce ve inanç özgürlüğü olamaz,demokrasi olamaz.Çünkü düşünce özgürlüğü düşündüğünü söylemek,savunmak ve düşüncesini yaşama geçirmek için çaba göstermeyi de içerir.

Demokrasilerde sorunların çözümü,farklı düşüncelerin karşı karşıya gelmesiyle tartışa tartışa oluşturulur.Oysa dine bağlı bir devlette ‘TEK DOĞRU’vardır.hatta o tek doğru nun sadece ‘TEK YORUMU’ geçerlidir.

Örneğin;İran’da ‘VELAYETİ FAKİH’’DİNİ REHBER’ tepeden hükümlerini sürdürüyor.Tüm yasalar ve kanunlar dini rehber tarafından yorumlanır.

İran;da mollalar farklı düşünceye sahip insanların kafalarını kesiyorlar.Ancak kendi ideolojilerini paylaşanlara, savunanlara seçimlerde seçme hakkı tanıyorlar.

Suudi Arabistan,da ise ülkenin yöntemi babadan oğula geçecek şekilde

zaten tanrının belirlemiş olduğu var sayılıyor. Böyle bir yönetim biçimi genellikle bir azınlık diktatörlüğüdür

Demokrası tarihine bakılınca (Aydınlanmak—laiklik—özgürlük)

üzerine gelişmede kimi zaman değişik sosyal güçlerin beklenmedik olumlu

işlevler üstlendiği görülür.

Dediği dedik, öttürdüğü düdük, tek başına egemen gücünü kiliseden

alan bir kralın bile aydınlanmaya dönük durduğunun tarih baba kitabını

yazmıştır .

Örnekmi?

Ünlü deli petro! Deli lakabı takılan Rus çarı’na “büyük petro”da denir

18. yüzyılın ilk yarısında rusya’nın “aydınlanma”tarihinde tepeden inme

yöntemlerle büyük katkılarda bulunan petro’ya dindarlar ve papazlar ne diyorlardı: DECCAL(!)

Petro’nun kilise gericiliğinin geçerli olduğu topluma akıl ve bilim aşılamak için yapmadığı şey kalmamıştır.

Toplumsal tabana direnirken, geleneklerin—göreneklerin—kültürün hızla batılılaşması yolunda çarlık gücünü kullanan petro büyük çapta başarı

kazandı ...

18.yüzyıldan bir çarpıcı örnek daha, Germen imparatoru “2. Joseph”

ülkesinde aydınlanma devriminden esinlenerek büyük bir din reformuna girişen

JOSEPH halkın direnmesine karşın serflik (kölelik) düzenini kaldırmaya çalıştı.

Köylülerin koşullarını iyileştirdi, çalışma özgürlüğünü getirdi, soyluların vergilerini artırdı, medeni nikahı topluma kabul ettirdi.

Bütün bunların “Aydın despotluğu sayıldı.2. Joseph papazların, vaazlarının yetkili makamların denetiminden geçirildikten sonra verilmesini ön gördü...

JOSEPH soylu bir imparatordu, ama kendi sınıfına karşı çıktı...

Batı ülkeleri; ancak din temeline dayalı devlet anlayışından uzaklaşıldıktan, Laikliği kabul ettikten sonra demokratikleşebilmişlerdir. Ve insan haklarına dayalı yönetim biçimleri oluşturabilmişlerdir.

Laik bir devlette;devlet yurttaşları arasında dinlerine,inançlarına göre bir ayrım gözetilmez.Hangi dinden,hangi mezhepten olursa olsunlar bütün yurttaşlarına aynı yasalar uygulanır.Laik bir devlette ülkeyi yönetme yetkisi din adamlarında ya da din adına konuşma yetkisine sahip bulunanlarda olmaz.Olduğu zaman o devlet laik değildir.

İnsanlar arasında ırklarına,cinsiyetlerine,dinlerine göre ayrım yapılmaması insan haklarının en önemli ilkelerindendir.Oysa laikliği kabul etmemiş olan devletlerde farklı inançtan ve bazende farklı cinsten olanlara farklı kurallar uygulanır.

Bugün İran’da islam dininin doğduğu dönemin koşullarında yani ilkel_çağdışı_engizasyona bağlı yasalar uygulanır.İslamın kurallarına göre mirasta kadının payı erkeğinkinin yarısı kadardır.Yargının önünde iki kadının tanıklığı,bir erkeğin tanıklığına eşittir.Erkekler dört kadınla evlenebilme hakkına sahiptir.Ve istediği anda kadını boşayabilmektedir.

Bugün İran’da saçının bir telini gösteren kadına 100 ‘KIRBAÇ’ vurulmaktadır.Dudağını boyayan kadının dudakları jiletle kesilmektedir.Şeriat sistemine ve islami kurallara aykırı kılık_kıyafet giyen gençleri teşhir etmek için,boynuna tuvalet ibrikleri asıp eşeklerin üzerinde gezdirilmektedir.

Cezalar suç işleyenin erkek ya da kadın oluşuna göre değişmektedir.İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu humeyni bir konuşmasında şöyle diyordu;

-Gençler sinemaya gide gide alışırlar ve doğru yoldan saparlar.Müzikte belli etmeden adamı baştan çıkarır.Müzik insanın beynini uyuşturur,silin atın müziği beyninizden.

Bazı islam ülkelerinde erkek,karısı ve kızlarının yerine oy kullanabiliyor.Moritanya’da zina yaptıkları öne sürülen kadınlar ailenin erkekleri tarafından öldürülebiliyor.

İran’da zina yaptıkları öne sürülen kadınlara yargı kararıyla ‘RECM’

Cezası verilmektedir.

İslam dini sadece din işlerini değil,devlet işlerini ve özel hukuk alanlarını da içermektedir.Öyleyse din tarafından yönetilen devletlerde LAİKLİK ve DEMOKRASİ olmaz.Zira din temelinde ‘TEK DOĞRU’yu savunmaktadır.

Humeyni 1980 yılında İslam Kültür Devriminin paketini kabul ettikten sonra şöyle diyordu;

-Laiklik dinsizliktir ve hayvani bir yaşam biçimidir.

Cezair İslami Selamet cephesinin bir yetkilisi de açıkca ‘LAİKLİK ve DEMOKRASİ’ dinsizliktir diyebiliyor.

Böyle bir çerçevede elbetteki islamiyette ve diğer tüm dinlerde özgürlüğün demokrasinin yer almaması doğaldır.Din ile LAİKLİK ve DEMOKRASİ asla ve asla bağdaşmaz.İran da ve diğer tüm islami devletlerde yaşanan kaos canlı örneğidir.

İran da mollalar ve kökten dinci tarikatlar ne için bu kadar laikliğe ve demokrasiye karşı çıkıyorlar?Bu sorunun yanıtı aslında çok açık:Metafiziği temsil eden mollalar ve tarikatlar,özgür,laik bir sistemi istemiyorlar.Bu metafizik akımlar,özgürlük ve laiklik yerine başkalarınında kendileri gibi davranıp,düşünmeye zorlanmasını istiyorlar.Bu metafizik akımlar o düzeni bir kez kurduktan sonra değiştirilmesine izin vermemeyi’doğal’sayıyorlar.

Bugün İran’da ve Suudi Arabistan’da içki YASAK,uyuşturucu YASAK,fuhuş YASAK ama her tezgahın altında viski var.100 $ bastırınca şişeniz hazır,uyuşturucunun cezası İDAM ama bütün veriler örneğin;esrar kullanımının A.B.D’den daha yaygın olduğunu gösteriyor.Şeyhlerin ve mollaların çocukları uyuşturucu ile yakalandıklarında idare ediliyorlar.Porno kasetleri inanılmayacak kadar yaygın.

Suudi Arabistan’da fuhuş KABE’nin yanıbaşında ve aleni yapılıyor.Ayrıca yine bu ülkede;Endonezyalı,Malezyalı hizmetçisini bir haftalığına Suudi arabistan’a dışarıdan gelen misafirlerine(işadamlarına)ikram eden işadamları var.

Namaz dayakla,oruç dayakla,sol eli ile yemek yemek yasak ama çatal yerine sağ elini kullanmak ve yemek bitince de elini üzerine sürerek temizlemek ‘serbest’.Çişini duvar kenarına yapmak serbest,namaz saatlerinde sokaklarda dolaşanlara DİNİ POLİS tarafından dayakla oracıkta namaz kıldırılıyor.Namaz saatlerinde bütün kepenkler iniyor ama kepengini indiren esnafın kimisi camiye giderken kimisi de dükkan içinde uyuyor.

Suudi Arabistan ve diğer islami ülkelerde kadınların hepsi çarşaflı.Ancak gözlerini ve ayaklarını görebiliyorsunuz.Daha fazlasını istiyorsanız yurtdışına çıkmalarını beklemek zorundasınız.Yabancı hava yollarının uçakları havalanır havalanmaz,uçağın tuvaletinin önünde uzun bir çarşaflı kadın kuyruğu!Çarşaflı giren başı açık ve kısa etekle çıkıyor.

Dine dayalı bir yönetimde ‘din’kendini devlet otoritesinin üzerinde görür.

Ve dinle yönetilen ülkelerde ‘Allah’ın otoritesi devleti yönetiyor.Eğer Allah’ın otoritesini,devlet otoritesinin üzerinde görürseniz o zaman demokrasi biter.

Bütün dinlerde kadınlar üzerindeki baskı büyüktür.Ayrıca dinler çağdaş kurallara hiçbir şekilde uymayan bir yaşam biçimine dikkat eder.

Günün birinde ‘EGEMENLİK’ kayıtsız şartsız Allah’ındır denildiği bir yerde demokrasi ve özgürlük bitmiş demektir.Örnek mi?

1979_1980 yılında referandumdan sonra humeyni şöyle dedi;

Bundan sonra İran’da ‘egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır.’ve o günden itibaren İran’da demokrasi ve özgürlük kalmadı.O günden itibaren İran halkının karanlık ve acı dolu günleri başladı.Ve hala devam etmektedir.

İran’da yürürlükte olan irticai islami rejim halk için sadece işkence,zindan,savaş,açlık,adaletsizlik ve ortaçağdan geri kalan kanunları armağan getirdi.
28 yıldır bu karanlık ve diktatör rejim adil düzen ve din adına sadece tüccarlara,sermayedarlara ve kökten dinci bezarganlara hizmet vermektedir.

Yoksullar daha yoksul,zenginler daha da zengin oldular.

1979 yılında İran’da monarşinin/şahlık sisteminin yıkılması,mollaların yönetime el koymasından bu yana ortadoğu da dinin ve vahiyin,akla ve bilime karşı ‘tarikat kültürü’yaşam biçimi olarak yaygınlaşmaktadır.Ortadoğu’da akıl ve bilimi,dinin denetimi altına sokmayı,fizik,kimya,zooloji,biyoloji gibi müsbet bilimleri olduğu gibi sosyoloji,antropoloji gibi beşeri ilimleri de şeriat süzgecinden süzülerek alınması gerektiği kuran adına ileri sürmektedir.

Ortadoğu’da tarikatlar,islami partiler dinci kadroların medyayı kuşattıklarını görüyoruz.Ortadoğu’da tarikatlar,kökten dinci akımlar özgür ve laik düşünceye sahip insanları boğazlıyorlar.Ortadoğu’da metafizik akımlar toplumu yoksullaştırıyorlar.Sadaka ile yaşayan bir toplum haline dönüştürüyorlar.Bu metafizik akımlar,yaşam biçimini tarikatlaştırıp birey’biat’

Eden kul haline dönüştürüyorlar.

Din ideolojileri benimsemiş partiler,kadrolar ve hükümetler ortadoğuyu yönetmeye başlamış.Bu metafizik akımlar ılımlı islam bayrağını eline alarak ortadoğu da demokrasi adına cirit atıyorlar.Bazı liberaller ve reformistler de zil takıp şıkır şıkır oynuyorlar.

Ama 2 sorun var;

Birinci sorun;ılımlı islam batıya yakınlaşmak değil batıdan uzaklaşmak anlamına geliyor ve ortadoğu gittikçe batıdan uzaklaşmaya başlamıştır.Ve bu fantezi sadece ortadoğudaki halkları kandırmak için tezgahlanmıştır.Göreceğiz ki batı doğu arasındaki bu fantezi sona erecektir.

İkinci sorun;bazı ortadoğu ülkelerini yakından ilgilendiriyor.Mısır’da faaliyet gösteren müslüman kardeşler örgütünün bir temsilcisi şöyle diyor;

-Acaba biz de demokratik yollardan iktidara gelebilirmiyiz?

diye düşünerek ortadoğudaki gelişmeleri ilgi ile izliyor.Gelebileceklerine ikna olurlarsa herhalde silahlı mücadeleyi bırakacaklar.

Bu çerçeve içeresinde bakarak ortadoğudaki ılımlı islam ve demokrasinin

tartışmasına İran’ı örnek alarak son noktayı koymalıyız, zira siyasal islamın tartıştığı nihai hedef değil; oraya gidiş yöntemi bir başka şeriat düzeni kurularak

ama kanlımı olacak kansızmı? Pasif devrimlemi olacak yoksa olağan devrimlemi?Ama nihai hedef her iki yol içinde islami bir rejim oluşturmak...

Ortadoğu; bu gün içinde bulunduğu “büyük aldatmaca”nın da farkında

olmalıdır. Ortaya sürülen sahte oyun şudur, sorun bir yanda değişmeden yana

olmayanlar ortadoğunun kapalı kalmasını savunanlar, tutucular, hantal devlet

yapısından yana olanlar, özgürlüklerin gelişmesini istemeyenler, onların

karşısında da değişmeden demokratikleşmeden yana olanlar (varmış gibi)

ortaya konuyor ve bu oyunun arkasında metafizik akımlar ve bu metafizik akımların büyük destekçisi vahşi kapitalizm cirit atmaktadır.

Ortadoğudaki gelişmeler ve metafizik akımlar batı için bir sorun olmayabilir. Suudi rejimi ile yaşadıktan sonra başkanlık sistemi ile yönetilen

İslami bir “hakikat” rejimi ve “juris prudense” altındaki bir ülke ile de yaşayabilir. Peki ya biz? Biz yaşayabilir miyiz?

Ortadoğudaki ılımlı islam ve islami partiler ve kadroları, destekleyen liberaller,reformist ve reviziyonist solcular bakalım bu demir leblebiyi nasıl

hazmedecekler?Ben kendi hesabıma göre “AZİZ NESİN”in”AH BİZ EŞEKLE-R”öyküsündeki eşek gibi “DEĞİL DEĞİLDİR”demeye devam edecekler,diye

düşünüyorum ta ki sonunda gelişmeler onların yaşam alanlarını’ da karartmaya

başlayana kadar. O zaman da çok geç olacak, bu konuda yeniden İran’ı örnek

vereceğim..

1979 yılında bizim liberallar “Abbulhasan Benisadr” “Mehdi Bazergan” solcu revizyonistler “tudeh partisi” gibi humeyni ve diğer mollaları desteklediler ve devrimci, laik düşünceyi savunan insanların karşısında yer aldılar. Humeyni ve diğer mollalara destek verenlerin başlarına neler geldi?

1980,de humeyni yargı atamalarını yaptıktan sonra ve islami kültür devrim paketini kabul ettikten sonra, liberaller ve revizyonist solcuların çoğunu

tutukladı ve hatta bazıları idam oldular, bazıları da kıçlarını zar zor kurtardılar ve şu anda avrupa ülkelerinde yaşamaktalar. Bu örnek ortadoğudaki tüm insanlara ve özellikle aydınlara, devrimcilere ibret olmalı....

Uluslararası AF örgütü 1961,de birleşmiş milletler tarafından ilan edildi, uluslararası AF örgütü yayınladığı bir bildiri vasıtasıyla şöyle diyor: “bütün dünyadaki fikir ve görüşlerinden dolayı hapsedilmiş insanların hemen serbest bırakılmalarını istemiştir”.Ama 1979 yılından itibaren iki milyona yakın insan

düşünce ve görüşlerinden dolayı İran’da islami rejim tarafından işkence gördüler ve akabinde idam oldular. Bu vahşet ve engizasyon İran,da hala devam

etmektedir.

2007 yılındaki rakamlara göre İran,da 200 kişiye yakın insan idam edildiğini ve binlerce insanın tutuklandığını, bu tutukluların arasında gazeteci Adnan HASANPUR, Hiva BUTİMAR,ve kadın hakları savunucuları Mahbube ABBASGOLİZADE ve gazeteci yazar Şadi SADR bulunmaktadır.

İran,daki zindanlarda tutukluların işkence ve idamları, insan hakları savunucularının yok edilmesi hepsi dinin temelinde demokrasi ve özgürlük olmadığını ve tüm dinlerin demokrasi ve özgürlükle bağdaşmadığının kanıtıdır.

Bugün İran’da daha doğrusu orta doğuda milyonlarca insanın sefaletle başbaşa yaşarken, milyonlarcasının da sarmaş dolaş olduğu bir dönemdeyiz.

Bu sefalet ve adaletsizliğe son vermek için farklı bir gelecek kurmak gerek. Onu kurmak da bizim ellerimizde.

“M.Gandhi”şöyle diyor, eğer dünyayı değiştirmek istiyorsak, değişimi önce kendimizden başlatmalıyız.

Akla karşı akımların salgınına uğramış bir İran bir ortadoğunun aydınları üzerinde önemle durması gereken bir konudur bu yöntem sorunu.

Akla karşı metafiziğe dahası dinsel metafiziğe sığınıp toplumda mesaj

verenlerin cirit attığı bir ortamda sığınacağımız tek kale “ELEŞTİREL VE DİYALİKTİK” aklın kalesidir ve onun silahlarıdır...

Fikirlerimizi, davranışlarımızı gözden geçirmeli, yeni bir gözlük takmalıyız, yolumuzun üstündeki molozları temizlemeli, büyük insanlığı da

katmalıyız. Örneğin “insan hakları” gibi anlamlı başlangıçlara sahibiz, onları

genişletmeli, güçlendirmeliyiz.Bu bize bağlı...

Bütün bunlara umutlarımızın gergefinde dokunmak kalıyor ..

Umutsuz yaşayamayız çünkü...........

İran’da insan haklarını genişletmek güçlendirip yaymak, uluslararası insan hakları ve AF örgütü aydın ve devrimci insanların desteği ile olacaktır ..

Ulusalarası insan hakları ve AF örgütü İran’daki aydın, devrimci ve özgür

insanlara destek vermesi, yürürlükteki karanlık ve çağdışı islami rejime baskı uygulaması gerekmektedir

Çünkü İran halkı mollalara ve tarikatlara mahkum değildir............

LAİK,DEMOKRATİK VE ÖZGÜR BİR İRAN UMUDUYLA.............

17/09/2007
Nina İRAN
+ نوشته شده توسط سهند در دوشنبه بیستم اسفند 1386 و ساعت 18:33 |